Mehmed Akif ASLAN


ELLER YUKARI!

Sakin olun. Bir suç işlemediniz. “Eller yukarı” ifadesini her duyduğumuzda aklımıza genelde polisiye filmlerden kesitler gelir. Lakin bu sefer benim size seslenişimin sebebi epeyce farklı.



Sakin olun. Bir suç işlemediniz. “Eller yukarı” ifadesini her duyduğumuzda aklımıza genelde polisiye filmlerden kesitler gelir. Lakin bu sefer benim size seslenişimin sebebi epeyce farklı. 


Şöyle bir geçmişe doğru gidelim isterseniz. Geçmiş dediğime bakmayın aynı gelenek günümüzde de devam ediyor. Yabancı sinema filmleri ya da dizilerde ailelerin bir arada ve keyifli vakit geçirdiği mutfağın orta alanında yer alan yemek sofralarına sıkça rastlamışsınızdır. Bu sofralarda ailenin en büyüğü ya da en küçüğünün yemeğe başlamadan önce kesik bir öksürükle ya da sert bakışlarla dikkatleri üzerine topladığını görürsünüz. Peki nedir bu dikkat toplama isteğinin altında yatan sebep? Elbette sofra duası.


Ellerini dik vaziyete getirerek parmak uçlarını karşılıklı bir şekilde birbirine bağlayan bu kişiler, o an sofrada bulunan yiyecekleri onlara veren Tanrı’ya dua ederler. Ardından yemeklerini yemeğe başlarlar. Sürekli bilinçaltımıza işlenen bu sahnelerin ötesinde biz bu davranış ilkesinin neresinde yer alıyoruz? Sorusunu sormakta fayda olduğunu düşünüyorum.


Kâinat var olduğu günden bu güne Allah’ın hükümleri yeryüzünde hâkimdir. Allah’ın dini de İslâm’dır. Bizler tek ve hak din olan İslâm’ın Müslümanlarıyız. Peki, hayatımızın sınırlarını tayin eden dinimizin duaya olan bakış açısı nasıl? Elbette emsallerinden çok daha hassas ve evrensel.


Asıl üzerinde durmak istediğim konu şu! Bizim dizilerimizde yer alan yemek sofralarında, ellerimizi avuç içlerimiz görünür şekilde açıp dua edildiği ne zaman görünmüş Allah aşkına! Bu aralar kâh arkadaş ortamında kâh dost meclisinde yemeğin bitiminden biraz önce “Haydi arkadaşlar yok mu şu yediklerimizi bize nasip edene şükür etmemizi sağlayacak bir arkadaş” diyorum. Eğer ev ortamındaysak biraz nazlanılsa da duaya eşlik edildiğini zorda olsa şükrün güzel bir şekilde edildiğini gördüm. Bunu birde restoran ya da kafe tarzı ortamlarda denedim. Ellerimi kaldırmam ile birlikte “Dur oğlum ne yapıyorsun! Biri görecek şimdi!” gibi çeşitli tepkiler aldım. İşte burası çok önemli dostlar. Bize, bizi biz yapan değerlerimizden utanmayı öğretiyorlar. 


Burada kilit nokta şu! Aşırıya kaçmaya, gösterişe, şekilciliğe asla yanaşmamak gerekiyor. Kastım kalabalık ortamlarda ellerimizi açıp bağıra  bağıra tüm kalabalığın dikkatini çekerek dua etmek değil. Kastım şu ki, çok mütevazı bir şekilde “Şükürler olsun Allah’ım” diyerek ellerimizi yüzümüze sürüp o teşekkür hissini yaşayabilmek.
Bizi biz yapan değerlerimizden utanmamak dileğiyle!