Mehmed Akif ASLAN


NE EHLİYETİ LİYAKAT BEY!

Elinde ceza makbuzu ile Liyakat Beyler her yerde geziyor. Herkese de ceza kesiyor. Yahu ceza koçanı mı dayanır bu kadar cezaya.


Elinde ceza makbuzu ile Liyakat Beyler her yerde geziyor. Herkese de ceza kesiyor. Yahu ceza koçanı mı dayanır bu kadar cezaya. Sadece ceza kesse iyi, bir o kadar da yargı dağıtıyor. Halbuki yargı dediğin Hukukçuların işi sanki. Birde Liyakat Beyler her şeyin en iyisini bildiği ve yaptığı işin en iyisini yaptığı için Beyliği altındaki herkesin eline birer ceza koçanı ve kalem tutuşturuyor. Neyse ki ceza koçanlarını verdiği kişiler o koçanları doldursa da onların suçunun günahının olmadığını ahali biliyor. Ki sonuçta altında Liyakat Beyler’in imzası görünüyor. Alnının terine kefil olduğumuz, tozlu üstüne, kirli eline kurban olduğumuz emek ehli ahali, malayani sözlere elbette itibar etmeyecektir. Çünkü onları Liyakat Beylerden daha çok düşünen bölgenin Emiri var. Hikaye devam ederken kısa bir araya girelim.

Ehliyet ve liyakat kelimeleri toplumumuzda çok sık kullanılır oldu. Bende acizane konu ile ilgili biraz araştırma yaptım. Öğrendiklerimi sizinle paylaşacağım. E hadi buyrun o zaman.

Bu arada insan bilmediğinin değil öğrenmediğinin cahilidir derler. Şahsen bilmediğim çok şey var. Lakin öğrenmek için de gayret ediyorum. TDK’nın sitesini aktif kullanıyorum. Kullandığım kelimelerin hem yazımını hem de manalarını detaylı bir şekilde araştırıyorum ki Liyakat Beyler kızmasın. Ehliyet kelimesi ile başlayalım sonra liyakate geçelim o halde.

Ehliyet’in kullanımını eski kaynaklarda görmek mümkün. Aşık Paşa tarafından 1330 yılında mesnevi türünde, 12.000 beyit olarak yazılan Garipname adlı eserde örneğin. Kelime, “İşe yarar olma, bir işi yapabilme yeterliliğine sahip olma” anlamlarına gelmektedir. Ve Arapça kökenlidir.

Ehliyet Beyler’de aynı Liyakat Beyler gibi dilinden ehliyeti düşürmüyor. İşe yarar olduğunu söylüyor lakin gözü saatin kadranında bir an önce çıkışı bekliyor ve işten kaçıyor, işi yapabilme yeterliliğine sahibim diyor lakin tut şu direksiyonu diyince de benim ehliyetim yok diyor.

Liyakat ise, “Yakışma, layık olma” anlamlarını karşılayan Arapça kökenli bir kelimedir. Liyakat kelimesi ile ilgili tarihte bilinen ilk kaynak Sinan Paşa’nın, Tazarrûname (1482) eseridir. Liyakat Beyler’de ne yazık ki bu yakışma ve layık olma vasıflarını karşılamakta biraz zorlanıyor. Çünkü “Her şeyin en iyisini bildiğini düşünmek, her konuda fikir sahibi olmak, kendi dışındaki her şeye ön yargılı yaklaşmak, insanları yanlış yönlendirmek, efendilik yerine kabadayılığı tercih etmek, sorunları sürekli dillendirip çözüm odaklı yaklaşmamak...” Liyakat Beyler’in temel vasıflarından.

Peki ne yapmalıyım?

Önce fikir sahibi olmadığım hususta fikir ulemalığı yapmamalıyım. İletişim sorunlarını çözmek için güzel sözle, yapıcı bir tavırla konuşmalıyım. Kendi eksiklerimi bir kenara bırakıp insanların alanlarına dair kesin hüküm vermemeliyim. Ben ne kadar biliyorum diye düşünüp karşımdaki kişinin bilgisini hor/hâkir görmemeliyim. Pire için yorgan yakmamalıyım. Sadakatten ayrılmamalıyım. Kendimi sürekli geliştirmeye çalışmalıyım. Görev istenir değil verilir anlayışı ile çalışmalıyım. Her şeyden önce güvenmeliyim ki bana da güvensinler. Sevmeliyim ki beni de sevsinler.

Aşıkpaşa’nın Garipname adı eserinden şu beyitlerle bu haftaki köşemizden ayrılalım.

Dünyada gök var-ısa sende göñül / Sen dahı ol gök gibi şöyle giñ ol

Dünyada yir var-ısa sende vücûd / Sen dahı ol yir gibi kılgıl sücûd

Dünyada gün varsa sende ehliyet / Dünyada dün varsa sende cehliyet

 

Biz göñül virmiş-idük bu dirlige / İlla geñsüz hükm alındı pîrlige

Pîrlig ol yidinçi safdur iy safâ / Kim kimesne bulmadı anda vefâ

Hatm-i ‘ömrüñ ol makâmdur şeksüzin / Lîki çün şahs irdi anda añsuzın

Gördi ol saf ehli cümle za‘f-i hâl / Kimsene anda kavî olmak muhâl

Cümle âlet kalmış işden bergi yok / Dünyadan hîç kesbi yog u terki çok