Sıkı para politikasına rağmen enflasyonun hedeflenen seviyeden uzak olmasını değerlendiren Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, “ Evet para politikası hakkıyla uygulanıyor ama maliye politikası ve yapısal reformlar eksik kaldı” dedi. Merakla beklenen faiz indirimi öngörüsünü de paylaşan Eryılmaz, “Kasımda bir faiz indirimi beklemesem de aralıkta şarta bağlı bir faiz indirimi gelebilir. Ancak en güçlü olasılık Ocak 2025’te faiz indiriminin geleceğidir” diye konuştu. Gıda fiyatlarının yükselişinin Merkez Bankası’nın faiz politikasından bağımsız olduğunu anlatan Eryılmaz, tarım sektöründe aracıların olması ve ithalatın sürmesi durumunda, gıda fiyatlarının düşmeyeceğini sözlerine ekledi.
Altın, döviz ve borsayla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Eryılmaz, “Evet altında maliyet yükseldi ama orta ve uzun vade yatırımcısıysanız alım için hala cazip bir fiyatı var. Trump seçilirse bu sene ONS’un 3 bin doları görmesi sürpriz olmaz. Gram altında 3 bin 500, 3 bin 600’leri görür diye düşünüyorum. Ben bu yılın sonlarında endeksin 9600’ler seviyesinde olmasını beklerken, 2025’in ilk çeyreğinde faiz indirimi ve yabancı sermaye girişiyle daha da yükseleceğini öngörüyorum. Ancak borsada kısa vadede çok büyük sıçrama beklemiyorum. Dövizde, enflasyon altı sürecin devam edeceğini düşünüyorum. Ekonomi yönetiminde görevden alınma gibi olağanüstü bir gelişme olmadığı taktirdedövizde ciddi bir artış olmaz. Dolar kurunun bu yılın sonunda 36,5, önümüzdeki sene 45,6 lira olmasını bekliyorum” dedi.
-----------------------
Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, Kanal 16’ya ekonomideki gelişmeleri değerlendirdi, geniş kitlelerin merakla beklediği soruları yanıtladı. Mustafa Özdal’ın sorularını yanıtlayan Eryılmaz, enflasyonla mücadeleden, faiz politikasına, altın, döviz ve borsanın seyrinden, ABD seçimlerine varıncaya kadar, birçok konuda değerlendirmelerini ve öngörülerini paylaştı.
“SADECE FAİZİ YÜKSELTEREK ENFLASYONU DÜŞÜREMEZSİNİZ”
-Mehmet Şimşek’in göreve başladığı günden bu yana sıkı para politikası uygulanıyor. Temel amacın enflasyonu düşürmek olduğu söylenen politikanın en belirgin uygulamasının tüketicinin talebini düşürmek olduğunu gördük. Uzun zamandır uygulanan sıkı para politikasına karşın enflasyonda hedeflenen seviyelere gelindiğini düşünüyor musunuz?
Evet dediğiniz gibi enflasyonla mücadele programı uygulanıyor. Ancak enflasyon, faiz arttırılarak düşürülmeye çalışılıyor. Bugüne kadar uygulanan politikanın belli noktaya kadar başarılı olduğunu görebiliyoruz ama sadece faiz politikasıyla enflasyonla mücadelenin yetersiz kaldığına tanık oluyoruz. 2024 itibariyle maliye politikasının genişlemeci tarafta kaldığını ve enflasyonla mücadele için sıkı olmadığını görüyoruz. Tabii sıkı maliye politikasının yanında yapısal reformlar yapılmadığı için de enflasyonla mücadelenin yetersiz kaldığı bir sürece evirildik. Evet para politikası hakkıyla uygulanıyor ama maliye politikası ve yapısal reformlar eksik kaldı. Hatta para politikası uygulansa bile yeteri kadar etkili olmadığı da görülüyor. Çünkü özellikle hane halkı ve firmaların enflasyon beklentisinin karşılanamadığı anlaşılıyor. Bunun da nedenleri var. Birincisi TÜİK’in verilerine olan güvensizlik. İkincisi de ‘Merkez Bankası, bugüne kadar ne zaman başarılı oldu da bugün olsun?’ inancının yerleşik olması. Merkez Bankası doğru adımlar atsa bile, erken faiz indirimi, görevden alma gibi siyasi iradenin Merkez Bankası’nın etkisini azaltacak adımları atma beklentisi, para politikasının etkisini azalttı. Bu nedenle sadece faizi arttırmakla enflasyonu düşürmeniz mümkün olmuyor. Bir de şöyle bir durum var: Faizlerin artmasını sadece talep enflasyonunu dizginlemek olarak görmemek gerekir. Çünkü faiz artırımının sinyal etkisi var. Özellikle dünya genelinde faizlerin enflasyon üzerinde ciddi bir etkisi var. Dolayısıyla faiz arttırılmamış olsaydı, enflasyonu hiç kontrol edemezdiniz. Bu nedenle faiz politikasının, beklentileri çıpalama gibi bir işlevi var. Yani sadece talebi kısmak değil, enflasyon beklentilerini yönetmeniz için de aslında doğru bir faiz politikası uygulandı.
Faiz politikasının gıda fiyatları üzerinde etkili olmadığını görüyoruz. O halde talebi düşürmeye yönelik politikanın başarısı hakkında neler söylersiniz?
Gıda enflasyonu Merkez Bankası’nın etki alanı içinde değil. Merkez Bankası istediği kadar faizi arttırsın, gıda enflasyonu üretimle ilgili bir süreci ilgilendiriyor. Ülkemizde gıda enflasyonunun artmasının birden fazla nedeni var. Öncelikle bazı gıdaları ithal ediyoruz ve kur yükseldikçe ithal gıdaların fiyatı da artıyor. İkincisi de tarım sektöründe çok fazla aracının olması, fiyatların yukarı yönlü seyretmesine yol açıyor. Bu nedenle gıda enflasyonunu, Merkez Bankası’nın başarısızlığına bağlayamayız. Evet restoranlar, gıdayı bir girdi olarak kullanıyorlar ama maliyet enflasyonu, üretim sürecinde kullanılan ara malların artışıyla ilgili bir durumdur. Yani gıdayı talep enflasyonu içinde değerlendirip, TÜFE’yi ilgilendiren bir unsurolarak görmeliyiz.
“ARALIKTA BELKİ OCAKTA KESİN FAİZLER İNER”
-Merkez Bankası’nın Ekim Ayı Para Politikası Kurulu toplantısının ardından yapılan açıklamada, enflasyondaki belirsizliğin sürdüğüne dair bir ifade dikkat çekti. Bu cümleden sıkı para politikasının süreceği sonucu çıkar mı? Özellikle yüksek faiz nedeniyle eleştirilen bu ekonomi politikası ne zaman gevşetilecek?
Evet söylediğiniz ifade şahin bir ifade. Son PPK metninde ‘eylül ayı enflasyonu ana eğilimi bir miktar yükselmiştir’ ve ‘enflasyon düşüş hızı yavaşlamıştır’ ifadelerini şahin olarak yorumlayabilir ve bunları söyleyen Merkez Bankası’nın kolay kolay faiz indirmeyeceğini öngörebiliriz. Ama diğer yandan Merkez Bankası metninde ‘hizmet enflasyonu sonçeyrekte gevşeyecektir’ denilmesi ve 3. çeyrekte talebin dezenflasyon sürecine destek olacağının ima edilmesi, ekonominin yavaşladığını ve dolayısıyla enflasyon riskiyle birlikte, ekonomik yavaşlama riskine de işaret edildiğini anlıyoruz. Bunu söyleyen bir Merkez Bankası, artık benim enflasyon kadar, büyüme gibi bir riskim de var diyor. Bunu da güvercin bir ifade olarak yorumluyoruz. Ez cümle, kasımda bir faiz indirimi beklemesem de aralıkta şarta bağlı bir faiz indirimi gelebilir. Ancak en güçlü olasılık Ocak 2025’te faiz indiriminin geleceğidir. Merkez Bankası, ekim ayında enflasyon düşük gelirse, aralık ayında da faizi indirebilir.
-FED ve Avrupa Merkez Bankası, faiz düşürmesine rağmen Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası henüz faiz düşürme sinyali bile vermedi. 2024’te bir faiz düşüşü öngörüyor musunuz?
ABD ve Avrupa ülkeleri, enflasyon sorunlarını büyük ölçüde hallettiler. ABD’de hedef yüzde 2 enflasyon, gerçekleşen enflasyon yüzde 2,5. ABD’de çekirdek enflasyon yüksek, zaten ondan rahatsız oluyorlar. Ama manşet enflasyonu üzerinden okuma yaparsak, hedeflere ulaşmak üzereler. Avrupa’da ise enflasyon hedefi yüzde 2, gerçekleşen enflasyon yüzde 1,7. Yani ABD ve Avrupa, faizleri rahatça düşürebilir. Hatta Avrupa, daha fazla düşürebilir. Çünkü büyümeleri yavaşladı. Onlar faiz indirim sinyali verdiler ama biz veremedik. Çünkü onlar enflasyon sorununu hallettiler, biz edemedik. Yani onlarla aynı konjonktürde olmadığımız için faizi indiremiyoruz. Yüksek faiz nedeniyle ekonomimiz hasar alsa da daha kat edecek çok yolumuz var.
“BORSADA TOPARLANMA 2025’İ BULUR”
-Yatırımcıların seyrini en fazla merak ettiği piyasalardan biri de borsa. Borsa yatırımcısının yüzü uzun zamandır gülmüyor. Borsa endeksinin ne zaman yukarı yönlü olacağını düşünüyorsunuz? Borsada bahar havasının gelmesi hangi gelişmelere bağlı?
Borsa İstanbul, uzun zamandır 8 bin 800 ile 9 bin 200 bandında sıkışmış durumda. Dolayısıyla borsada ciddi bir baskı var. 18 Temmuz’da borsa endeksinin gördüğü 11 bin 250 seviyesinden bugüne yüzde 22’lik bir düşüş var. Borsa neden yükselmiyor? Çünkü bilançolar iyi gelmiyor. Çünkü büyüme iyi gitmiyor ve karlılık bilançoları olumsuz etkiliyor. Yabancı sermaye de Türkiye’ye gelmiyor. Yabancı sermaye, Türkiye’de büyümenin yavaşlayacağını öngörerek, hareket ediyor ve bilançoların düzelmesini bekliyor. Borsamız ucuz mu? Evet çok ucuz ama yabancılar artık ucuzluğa değil, karlılığa bakıyor. Çünkü, Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerdeki getiriler çok daha yüksek. Bir de işin siyasi tarafı var. Yabancı sermaye, siyasi iradenin 2. samimiyet testinden geçmesini bekleyecek. O da, ekonomi politikasının kararlılıkla yürütülmesi, görevden almaların olmaması, maliye politikasının başlaması ve erken faiz indiriminin gerçekleşmemesi gibi gelişmeler. Yabancı sermaye tarafında yeni bir giriş yokken, yerli yatırımcı da düşen borsada durmaktansa, getirisi aylık yüzde 4 olan mevduatta kalmayı tercih ediyor. Tabii bir de borsa için yeni bir hikaye yok. Erken faiz indirimi, yeni bir hikayeyaratabilirdi ama o ihtimal de ortadan kalktı. Yine de üçüncü çeyrek bilançolarını görmek gerekir. Dördüncü çeyrek bilançolarının kötü olması beklenmiyor. Ben bu yılın sonlarında endeksin 9600’ler seviyesinde olmasını beklerken, 2025’in ilk çeyreğinde faiz indirimi ve yabancı sermaye girişiyle daha da yükseleceğini öngörüyorum. Ancak borsada kısa vadede çok büyük sıçrama beklemiyorum.
-Endeksten bağımsız olarak borsada hangi sektörlerin pozitif, hangi sektörlerin negatif ayrışacağını düşünüyorsunuz?
Üçüncü çeyrekte kısa vadeli olarak havacılık sektörünün iyi bilançolar açıklamasını bekliyorum. Büyüme baskı altında kalsa bile, büyümeden etkilenmeyen ve defansif olan, savunma sanayi, sağlık, iletişim, temel gıda sektörleri göreli olarakdaha güçlü kalmaya devam edebilir. Son çeyrekte harcamalar daha güçlü olduğu için perakende sektörü endeksten ayrışabilir. Ocakta faiz indirimleri geleceği için, yüksek faizden yara alan sınai sektörü öne çıkar. Yine faizden olumsuz etkilenen borçlu ve hikayesiolan şirketlerin öne çıkmasını bekliyorum. Faiz indirimi, çimento ve gayrimenkul yatırım ortaklığısektörlerine olumlu yansıyacaktır. Aynı şekilde telekomünikasyon da… Yabancıların raporlarında bankacılık sektörünün 2025’te de baskılanacağı için kötü geçeceği ve ancak 2026’da düzeleceği söyleniyor. Ancak yabancı para girişi olacaksa, yine bankalara olacaktır. Çünkü her ne kadar bankaların bilançolarına bir baskılama olsa da alım için bir fırsat da yaratıyor. Bence banka hisseleri için olumlu anlamda pozisyon almak gerekir. Ancak tüm sektörler için yabancı para girişi olmadan ciddi bir ivmelenme olacağını düşünmüyorum.
“ELİNDE DOLAR OLANLAR KAYBETMEYE DEVAM EDER”
-Yine borsa yatırımcısı gibi elinde döviz olanlar da enflasyon karşısında ciddi kayıplara uğradı. Dövizdeki öngörülerinizi de öğrenebilir miyiz?
Dövizde, enflasyon altı sürecin devam edeceğini öngörüyorum. Ekonomi yönetiminde görevden alınma gibi olağanüstü bir gelişme olmadığı taktirdedövizde ciddi bir artış olmaz. Dolar kurunun bu yılın sonunda 36,5, önümüzdeki sene 45,6 lira olmasını bekliyorum. Euro’nun sene sonu 38, gelecek yıl da 74 lira olacağını düşünüyorum. TL’de reel değerlendirme süreci devam ediyor ama 2025 ikinci çeyreğinde enflasyon artışına yakın bir yükseliş olur. Dolar, enflasyonla mücadele adı altında baskı altında tutuluyor. Bu politikanın mal enflasyonunda etkili olduğunu görsek de zaten mal enflasyonu hayli düşmüş durumda. Dolayısıyla enflasyon belli seviyeye geriledikten sonra, TL’de reel değerlenme sürecinin yavaşladığını ve Dolar’ın enflasyon kadar arttığı bir döneme gireceğiz. Çünkü artık ihracatçı da düşünülecek. Ancak Dolar, her halükarda bir yatırım aracı olamaz. Bu nedenle Dolar, elinde bulunduranlar için kaybettirmeye devam edecek.
“TRUMP SEÇİLİRSE ALTIN FIRLAR”
-Altın yatırımcıları için 2024 son derece iyi geçti diyebiliriz. Altındaki yukarı yönlü seyir devam eder mi? Altın içim alım fırsatı kaçtı mı sizce?
Altın fiyatları çok güçlü yükseldi, hem gram hem ONS tarafında. FED ve Avrupa Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinin üzerine Ortadoğu’daki gelişmeler ve ABD seçimlerinin fiyatlanması, altında tarihi zirvelerin görülmesine yol açtı. Evet altında maliyet yükseldi ama orta ve uzun vade yatırımcısıysanız alım için hala cazip bir fiyatı var.
ABD seçimleri, altın fiyatlarını nasıl etkiler?
Trump seçilirse bu sene ONS’un 3 bin doları görmesi sürpriz olmaz. Gram altında 3 bin 500, 3 bin 600’leri görür diye düşünüyorum. Harris kazanırsa ONS fiyatının 3 bin Dolar olması, 2025’in ilk çeyreğini bulur. Yani altın fiyatları orta vadede yükselir.
-Piyasaların sonucunu merakla beklediği gelişmelerden biri de ABD başkanlık seçimi. Trump’ın seçilmesi halinde ticaret savaşlarının başlayacağı öngörülüyor. Trump’ın özellikle Çin mallarına ek vergi getireceğini biliyoruz. Trumpseçilirse, piyasalar nasıl etkilenir? Tersi bir durumda, yani, Harris’in kazanması halinde ekonomide nasıl gelişmelerin yaşanacağını öngörüyorsunuz?
Trump seçilirse çok ciddi ticaret savaşları başlayacak ve ABD’de korumacı politikalar hakim olacak. Bu durum en fazla Çin’i etkileyecek. Korumacı politikaların sonucu olarak Çin, ABD’ye daha az ihracat yapabilecek ve büyümesi yavaşlayacak. Trump, Avrupa ülkelerine de kota uygulayacak. Yani aynı şekilde Avrupa ülkelerinin ekonomileri de olumsuz etkilenecek. Ama Trump’ın korumacı politikasının ABD ekonomisi için olumsuz yansımaları olacaktır. Mesele Çin’den gelen aramalları eskisi gibi ucuz temin edemeyecekler. Genişlemeci politikalar uygulanacağı için ABD’de enflasyon yükselecek ve faizler daha hızlı indirilecek. Diğer yandan Trump’ın seçilmesi borsaya olumlu yansır. Çünkü Trump, hem genişlemeci politika izleyecek hem de kurumlar vergisini düşürüp, şirketlerin maliyetlerini düşürecek. Bunlar da borsaya olumlu yansıyacaktır. Ayrıca Trump’un kazamasıkripto varlıkların yükselmesine yol açacak ancak yenilenebilir enerji sektörleri olumsuz etkilenecek. Geleneksel sektörlerin önünün açılması da Trump’ınkazanmasına bağlı. Harris gelirse de Bıdenyönetiminin devamı olur. FED, ne yapacağını bilir ama tersi bir durumda belirsizlik oluşur. Çünkü Trump, FED Başkanı Powel’ı sürekli tehdit ediyor. Harris seçilirse faiz daha kademeli iner. Harris’inkazanması jeopolitik riskleri arttırır. Trump’ınkazanması halinde ise Rusya-Ukrayna savaşı bitebilir ve ABD’nin İsrail-Filistin savaşını bitirme noktasındaki tavrı net olur.