Esmanur SEÇKİN


20. YÜZYIL HATIRATI

Modern zamanlardan eskitilmiş, yazı güze bağlayan vakitlerden kalma anılar dolanmış diline. Anlatırmış hafızasına kazıdığı gençliğinden bir iki sayfa hikaye. Oysa şimdi bir masalı andırır olmuş böyle saf oluşu yaşamın.


Der ki, insanlar çift yaratılır ezelden beri. Sığınacak bir liman, yaslanacak bir duvar, çöle dönen yüreğiyle kana kana içeceği bir yudum su olurlar birbirlerine.

Kızıyla bir doğuran anaların olduğu, şimdi uzak gelen zamanlarda iki insanın yüreğine birer tohum yerleştirilmiş özenle. Ağızda eskimemiş narin sevdalar filizlenecekmiş usulca.

Dünyalarını, her sabah ve akşam kapılarının önünü süpürür gibi temiz tutarlarmış. Bahçeleri kuşlara kedilere yuvayken, çiçekleriyle sanki duvara asılmak için bekletilen bir tabloyu andırırmış.

Şimdiye kıyasla geniş alanlardan haberdar olmak ne mümkün o zaman... Penceresi mutluluğa ereceği en uzaklara açılsa da yanı başına düşermiş güneşin ışığı her zaman.

Görünmez kaderleriyle birleşmişler bir vakit. Adam ilk görüşte anlamış nazarına değen bu kadınla anlam bulacağını hayatının. Kadınsa henüz olan bitenden habersizmiş.

Biz kusurlu insanlarız, aciz ve beklenti içinde. Ol desek olmaz, olma desek bir türlü... Öyle günler saymakla, çabalamayıp istemekle bir serçenin ağzında gelmezmiş mutluluk.

Adam kalkıp gitmiş kadına. Kan bağı da var aralarında, uzunca mesafe olsa da soyağacında. Kadın naz yapmış anlayınca. Tohumlar filizlenmeye başlamış, iş usule bağlanmış yakın zamanda.
Değil elden, elinden; gözünden bile sakınırlarmış birbirlerini. Öyle sevgileri pek dillenmez, kirletilmez, oynayıp bitirilecek bir oyun gibi görülmezmiş.

Daha tazeyken bakışları, uzaklaşmak isterlermiş kalabalık nefeslerden. Taş, tuğla yığını değilmiş etraf önceden, doğayla iç içe yaşarlarmış, yeşile hayran kalırmış ikisi de.

Bir ikindi vakti, bir bağa çıkmışlar çocuksu neşeleriyle. Lükse gerek duymazlarmış mutluluğa ermek için.  Kimse yokmuş sınırlarında. Düşüncelerini kirletecek, keyiflerini kaçıracak hiç kimse. Kadın saçlarını savurmuş rüzgara doğru. Adam, kadının saçlarını okşayan rüzgara imrenmiş. Kadın sağında ve solunda can bulan çiçekleri sevmiş. O an adamın gözünde tüm doğayı yeşertmekteymiş sanki. Kadın bir kedi yavrusunu almış kucağına. Ve adam anlamış sevgisinin yeteceğini ömrü boyunca.

Birlikte hazırlayıp yemişler o gün o bağda, ayrı gayrı olmamış hayatlarında. Her anları paylaşarak, yardımlaşarak geçmiş; böylece içmişler saadet şerbetinden huzurla. İkisi de bulutların üzerindelermiş adeta. Dünya bir onlar içinmiş şimdi, huzur kuşların kanadında...

Gözlerinde ışıltılarla yaşarken hayatlarını, evlatlarıyla tamamlamışlar eksik parçaları. Pamuklarla sardıkları hayatları bazen yoklukla deliniyor, bazen tatlı tartışmalarla zedeleniyor ama her defasında daha sıkı sarılıyormuş, hiç kopmamak için hem de ilk günkü aşkla.

Zaman geçerken devir değişmekteymiş sanki hızla. Şimdi yarım asrı çoktan tamamlayıp ilerlemeye devam eden kadının zihin defterinden çekip aldıkları yakınlaşmış akıp giden ana. Anlatmakla bitecek gibi değilse de saklı kalsın istermiş içinde. Bazen bir baba yahut ağabey gibi gelse de aslında bir beyefendi var anılarında, romantik ve asil bir duruş.  Akşamları radyoda dinledikleri sanat müziklerinde kalan, gözlerine değen sevgi dolu bakışlarla hatırladığı...

Şimdi biri toprağın altında beklerken sevdiğini, yeryüzünde hep taze kalıyormuş sevdaları.

E.S