Ahmet TAŞTAN


ACELECİ İNSAN SENİ !

Yüce Kitabın satırlarını okurken aynı sayfada çağın dilini yakalayabilecek anlamları fark ederiz.


Yüce Kitabın satırlarını okurken aynı sayfada çağın dilini yakalayabilecek anlamları fark ederiz. Çağın dili ile yeni nesillerin anlayabileceği yaklaşımlardan söz ediyorum. Ne demiş bir dizesinde Milli Şairimiz Akif; “Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.” Bazı yazarlarca eleştirilmiş olsa da görünürde yabana atılacak bir söz değil bu. Her Peygamberin kavminin diliyle gönderilmesini bir yönü ile böyle düşünebiliriz. Okuduklarımı tefekkür etmek için gözlerimi yumdum. Ufuklardaki ışığı görünce yavaş yavaş dağıttım karanlığı.

Nurani kelimeler akıp giderken gözlerimin önünden, gönlüme dolan anlamı kendi sözcüklerimle hapsetmeye çalıştım. İsra suresindeki ayetler şöyleydi: “Hayra dua eder gibi şerre de dua eden insan, çok acelecidir.” 

İnsanın bir boyutunu gözler önüne seren bu ayetten yola çıkmayı uygun gördüm. Zira birbirine zıt iki şeyi (yani hayr ve şerri) aynı seviyede istemenin, insanın kör noktasından haber veriyordu. Çok aceleci potansiyele sahip insan, olgun yani kamil bir zihinle düşünemez ise iradesini kaybeder. Bir sarhoş misali gece ile gündüzü, doğru ile yanlışı ayıramaz hale gelir. Hayrı ister gibi şerri de talep edebilirmiş insan. Taban tabana zıt bu kavramları insanın gönlünde eşitleyen şey “aceleci” davranmasıydı demek ki.

Bu aceleci tavır, günümüz gençleri arasında oldukça yaygın. Modern zamanları tanımlayan kavramlar haz ve hızdır. İşte bu hız kelimesi, aceleci kelimesinin tek yumurta ikizi olduğunu herkes bilir.  

Acele etmenin kainatta var olan yaratılış sürecini görmezden gelmek mânâsında anlıyorum ben. Her şey olur ve oluşurken belli bir kurala bağlı olarak zuhur etmektedir. Ağaçların çiçek açması, çiçeklerin meyveye dönüşmesi ve meyvelerin kendileri ait lezzete kavuşması... Hep bir vakte bağlanmıştır. Kural dışına çıkan olursa, belli kusurların zuhuratı da garip karşılanmaz. Gerçi her şeyde bir hikmet-i Hüda gizlidir ya.  

Sabretmesi gerektiği bir noktada belaya davetiye çıkarması insanın aceleciliği nedeniyledir. “Sizin şer diye bildiklerinizde hayır olabilir; hayır diye bildiklerinizde şer olabilir kuralı” çerçevesinde Yüce Kudrete teslim olmayı bilmelidir insan. Aynı şekilde;
Hak şerleri hayreyler  
Zannetme ki gayreyler 
Arif anı seyreyler 
Görelim Mevlam neyler 
Neylerse güzel eyler, diyen mütefekkir Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri ne hoş söylemiş. 

Modern çağ teknoloji sayesinde x-y-z kuşaklarını etkisi altına almıştır. Bu hız/acele kavramı, yaratılışın tabiatı karşısında yavaşlamalı yani vites düşürmelidir.

Zihnimdeki düşünceler hızla akıp giderken kitabın aynı sayfasında “Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır.” “İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz.” (İsra Suresi) ayetlerini okudum.
Yeni neslin “kendi isteklerini” veya “kendisini” çok değerli gördüğünü hatırladım. “Kendisi (nefsi) tarafından büyülenmiş” nesillerin ruhuna dokunabilecek satırları buldum sandım.  

Bu satırlarda, doğru yolu bulan ve iyilik yapan kişi, her şeyi kendi özü için yapmıştır. Aynı şekilde sapıtan ve kendine kötülük yapan da kendi özü için yapmıştır. Velhasıl “ölçüsüz ve zamansız” bir şekilde, arzularının peşine takılmış nesilleri uyandırmak lazım. Yaptıklarını da yapmak istediklerini de göstermek gerekmez mi? Aslında “Ne verirsen elinle, o gelir seninle.”
atalar sözü de bunu özetlemez mi? Bu düşünceleri paylaşalım ki bazı gençler de kendilerine bir farklı gözle baksınlar, değil mi?