Mahmut MACİT


AH SONBAHAR…

Uçurumlarını adımlıyorum ruhumun ve omuzlanıyorum yükümü Rabbim. Koru beni, hem kalbimi. Hangi kurşunun hedefi, hangi savaşın tarumarı, hangi sevdanın derbederi ve hangi kabuğun yarasıyım bilmiyorum


İbrahim'i kurtardığın gibi kurtar beni. Ruhumu tutuşturup ateşe veriyorum Rabbim. Sana verdiğim sözleri hatırlayıp boynumu büküyorum...

     Ben dualar ederken sarılırım yüreğime. Mazlum nehirlere açılır tüm pencerelerim. Kopan fırtınaların bahçesinde kaldı kırmızı gül, kırgın çiçeklerim hep ezilmiş, hazan vurmuş baharlarımda…

      Ben durmadan yürüyorum, göğsüme doldurup uçuşturduğum sızılarımla... Bitab düştü yüreğimde koşan yılkı atlar, susuz kalmış, kökü sağlam ağaçların,  gül tozu kokan topraklar susuz...

     Bil ki muhacir yüreğim, talan edilmiş dünya bahçesinde. Fani olanı defnettim yanarak aşkın toprağına. İçimdeki dağlara tırmanma dan kim anlar beni...kim?

     Ah sonbahar...neden geldiğini haber vermedin bana. Korkularım ve ümitlerim savaşıyor içimde. Kuru bir yaprak gibi süzülüyor ümitlerim. Ve Rabbimin beni sarmalamasına bırakıyorum kendimi...

     İnsan, buğday taneleri gibi dövüldükçe çıkar başak tanelerinden. Yaşadıkça sararır. Ve sararıp soldukça düşer yaşamın bağrından, Sonbahar...En çok sana yakışıyor ölüm.

     Suskunluğumuz akar gider ürkek şıkırtılarında yağmurun... Akşam olur, seccadelerine tutunuruz gecenin, pişmanlıkların, tövbelerin sessiz çığlıklarına karışır gözyaşlarımız, ardından sancılı uykulara yatarız…Yuvasız kuşların üşüntüleri karışır gecenin karanlığına.

Sonbahar, adın hüzün... İnsana susanılan mevsim. Bağrında nice öksüz ve yetim çocuk, kor olup yüreklere düşersin. Her yaprağında bir acı, nice bembeyaz düşleri kömür taşına çeviren...

     Sonbahar… Hüznü artıran sararıp solduran. Sahipsiz gözleri gözyaşına boğan.  Kuytu köşelerde tüneyen ıslak güvercinlere bakıp iç geçirten ve sonsuz huzura kavuşturan…

     Ah Sonbahar hüzün...Sayfası yırtık nice acı anılara şahitsin. İçimde bir yaprak dökümü öyküsü var. Zamanın yüreğine dokunuyorum. Bir dokunup bin ah işitiyorum. Sararıp solmuş ne yiğitler çıkıyor karşıma...Var olmak ne ki, varoluş sancısını çekemedikten sonra…

      Ah sonbahar yalancı bir kış güneşi gibi geldin. Kederi bağrında saklı mümin yürekleri yakıp geçtin, defolu kardeşlikleri hatırlattın, yaralı kardeşleri için yumruğunu sıkamayan, gözyaşı dökemeyen, içindeki adaleti öldürenleri hatırlattın.                                                                                      

    Semaya şüpheyle bakan küflü yürekleri, ayrılıkları, hüznü, vefasızlığı, insansız mevsimleri, ölümü hatırlattın…