Ahmet TAŞTAN


ANLAMAZ VE ANLAŞILMAZ NESİLLER!

“Biz, her Peygamberi, kavminin dili ile gönderdik” buyuran ilahi kelama karşı “(Ey peygamber) Biz, senin ne dediğini anlamıyoruz!” diye cevap veren bir kavmin diyaloğu konusunda düşünmek gerekmez mi?


Meseleyi hemen “kuşak çatışmasına” bağlayıp kurtulmak istemiyorum bu düşünce ikliminden. Evet, “dede-torunun dilinden anlamıyor” deyip 20 yılda değişen nesillerden bahsetmek, klasik bir muhabbet konusudur. Benim derdim, kronolojik tarih sıralamasıyla evvel ile ahir arasında yani ilk ve son arasındaki dil farkı değildir. Aynı zamanda ve aynı mekandaki insanların farklı dil oluşturmalarıdır meselem.

Düşünelim, belâgatın üst seviyesinde kavminin dili ile konuşan bir Peygambere, kavmin ileri gelenleri (mele ve mütref olan) yani sistemin sahiplerinin "anlamıyoruz” demesi nasıl yorumlanabilir...

Hani şu,  suyu tatlı ve  suyu acı olan iki denizin sularının karışmıyor olması gibi... Aynı çağda, aynı yaşta olup da birbirini anlamayan insanların temel sorunu; “yetiştikleri kültürel ortamdır” diye düşünüyorum.

Malumunuz, insanlar kelimeler ve kavramlar üzerinden “mana” inşa eder ve onları anlatırlar. İşte “dini kültür” ortamında yetişen ile “modern kültürel ortamda yetişen” aynı biçimde duyumsayamaz  ve anlayamaz oldu. Kelimelerin anlamını bilse dahî ruhunda aynı yankıyı bulamaz ki harekete geçsin.

Peygamberler, içinden çıktıkları kavimlerin en karanlık, en günahkar zamanlarında gönderilip “Yapmayın! Etmeyin!” deyince toplumdaki insanların şaşkınlıkla ürkek “Nasıl böyle der? Nasıl böyle düşünür?” gibi bakışlar ve fısıldaşmalar yüzüne yansır.

Aslında uzatmadan söyleyeyim derdimi... Lakin, belki önemsemeyeceksiniz, belki yine özgürlük “kalkanı” ardına saklanacaksınız ya da beni “kala kala bu konuya mı kaldın?” diye eleştireceksiniz. Ben konuyu “dini sosyal bir sorumluluk” çerçevesinde söylemek/vurgulamak isterim. Kılık kıyafet meselesi hala da önemli... Bu mesele modern dünyada yaşayan Müslümanlar için önemlidir. Tesettür ölçüsünü beyan eder, geçeriz ama modern çağdaş kafalar alabildiğine şekilci ve dayatmacıdır. Özgürlük konusunda bile baskıcı davranıyorlar. Emretmeden özendirerek reklamlarla, propagandalarla bireyleri etkiler ve tektipleştirir. Adına moda der, yenilik der, cesaret der ama yine de kendi biçtiği kıyafeti giydirir gençlerin üzerine.

 

Yırtık pantolon dönemi sonrası açık göbekler piyasaya sürüldü. Bu salgın döneminde, dikkatimizi çekiyor. Belli yaş aralığında, ortaokul-lise çağlarındaki gençlerin küçük bir kısmı, hem eşofman ile hem de göbekleri açık bir kıyafetle sokaklarda, parklarda, duraklarda genel örf ve ahlaka aykırı tutum sergiliyorlar. Özgürlük kavramının gölgesi oldukça geniş tabii.

Bazı televizyon kanallarından İnegöl’ün sokaklarına ve parklarına serpiştirilmiş ya da hoyratça savrulmuş gençler görmekteyiz. Şimdi “annem-babam izin veriyor” diyen gençleri görüyoruz.  “Kızım utanmıyor musun, bu kıyafet de sokağa çıkmaya?" ya da  "mahrem çocuklarla parklarda dolaşmayın?” diyen komşu teyzelere karşı cevap yetiştirmeye çalışıyorlar...

Biliyoruz ki muhafazakârlığı ile tanınan İnegölümüzde eski insanlarımız/ büyüklerimiz bile buna pek razı değildir. Kim kızının zarar görmesini ister ki? Kızınıza güvenip diğerlerine güvenmeyen nice anne baba, içine bir virüs kaçmış evlatlarını kurtaramıyorlar.

Şimdi konunun bam teline dokunalım. Haya, edep-terbiye kavramları,  dar ve açık  kıyafetli bu genç kızlarımıza ne kadar anlamlı gelebilir, bilmiyorum. “Biraz usturuplu giyin kızım” diyen anneye "ne var bunda anne! Herkes böyle yapıyor!” diyor. Çocuğunun dışlanmasına, razı olmayan, onun ezilmesini, hor hakir görülmesini istemeyen anne babalar, “Bir çocuğu terbiye edememişsin!” suçlamasının altında kalmamak için sahiplenmek zorunda kalıyor bazen. Onlar da bu konuda uyaranlara “Sana ne benim kızımdan! Sen kızımın namus bekçisi misin?!” gibi savunmalara geçiyorlar.  Farkındaysanız böyle böyle manevi değerlerimiz yıpranıyor.

Seni anlamıyorum haya nedir? Seni anlayamıyorum ne var bu kıyafette? Seni anlayamıyorum biz de istediğimiz gibi giyinemeyecek miyiz? Seni anlamıyorum niye din üzerinden bu kadar baskı yapıyorsunuz?

Böyle bir kültürel ortamda yetişen nesiller uyarıyı bir baskı; yardım etmeyi yönlendirmek, kendisine karışmak diye anlıyor. Sen gerçekten söylüyorsun o mizah zannediyor. Hakiki iman olsa anlar, zaten kılık kıyafet konusunda Allah’a danışır onun dediği biçimde giyinir...

Tekrar uzatmayayım altı asır hüküm süren Osmanlı aynı kaynaktan beslenirken birbirlerine yabancılaşmıyorlardı İslam dini sayesinde. Şimdi iki yılda bir, moda üzerinden nesiller değişiyor. Z kuşağı aldatmacasını daha çok yutuyoruz. Ufak iyilikler, kısacık düzeltmeler "büyük baskı" diye algılanan nesilde, kolayın ve rahatlığın zehiri, İslam fıtratı  damgalanmış insanın vücuduna dağılmaktadır. Bakalım ne zaman kuruyacak bu ters anlayışlar.