AHMET TAŞTAN


BEYAZ BİR YORGANDIR SARIKAMIŞ

Yakın tarihimizin en hüzünlü levhası Sarıkamış Vakasıdır. Geçtiğimiz günlerde yüce dağ başlarındaki beyaz zeminin üzerinde askerlerimiz ve birçok sivil insanımız o hüzünlü günleri anmak maksadıyla programlar tertip ettiler.


BEYAZ BİR YORGANDIR SARIKAMIŞ

Yakın tarihimizin en hüzünlü levhası Sarıkamış Vakasıdır. Geçtiğimiz günlerde yüce dağ başlarındaki beyaz zeminin üzerinde askerlerimiz ve birçok sivil insanımız o hüzünlü günleri anmak maksadıyla programlar tertip ettiler.

Bir eğitimci olarak dersine girdiğim sınıflarda Sarıkamış şehitlerini almak maksadıyla birkaç dakikalık konuşmalar yaparak dikkatleri toplamaya çalıştım. Anlamak için bunun yeterli olmayacağını bildiğimden "Sarıkamış  Çocukları" isimli filmi de  izlettim.  Şükürler olsun ki bir nebze duygularına dokunabildiğimiz gençler Sarıkamış vakasını anlama imkânı buldular.

Gerçi filmde Sarıkamış seferine çıkan askerlerimizden çok, onlara erzak götürecek çocukların hikayesini anlatıyordu. Beyazperdeye aktarılmış 120 isimli film de aynı konuyu ele alır.  Malum olduğu üzere şanlı tarihimizin her bir sayfası beyazperdenin hakkını verebilecek mücadele ve zaferlerle doludur. 

Atalarının neler yaptığını bilen gençler damarlarında ırmak misali akan kanın mahiyetini daha iyi anlayacaklar. Vatan mevzu bahis olduğunda tankların üzerine çıkacaklar, namluların karşısında dimdik duracaklar ya da paletlerin altına bedenini sereceklerdir tanklar dursun diye. Böylesi  bir maziyi  unutmak en büyük hakarettir, belki de hainliktir. 

Tarihimizdeki milli ve manevi büyüklerimizin aziz hatıralarını ihya ve inşa etmek üzere yapılmış her türlü sanat eserini kıymetli görürüm. Bu sebeple izlemeye ve izletmeye, dinlemeye ve dinletmeye gayret ederim. 

Sarıkamış ile alakalı yazılmış romanlar da söz konusudur.  Özellikle de İsmail Bilgin'in "Beyaz Hüzün Sarıkamış" isimli kitabını tavsiye ederim. Roman yazarı meseleyi çok güzel biçimde tarihi bilgilere dayandırarak anlatması  okuyucu üzerindeki etkisini daha da arttırmış. 

Günümüzün anlatım yöntemlerinden en etkilisi sinemadır. Kısa zamanda yoğun duygu yaşatabilir.  itiraf etmeliyim ki   tekrar tekrar seyrettiğim bu filmde duygu dalgalanmaları ve onlara eşlik eden birkaç damla gözyaşı iradem dışı hareket etti.  Daha çok gençlerin hoşuna gitmesi ve derin bir anlayışla izlemeleri, beni daha  da ziyadesiyle mutlu etti. 

Filmin sonunu anlatmak izleyecekler için oldukça sıkıcı olur.  Lakin bu filmde sonunun nasıl bittiği değil, süreci nasıl işlediğidir kıymetli olan.  Senaryo yazarı günümüz ile 1915 tarihi arasında kelimeler, kavramlar ve eşyalar üzerinden bağlantılar kurarak Rus ordusunda askeri bir fotoğrafçının tarih araştırmacısı torunu olan sarışın genç kız; diğeri ise askerlere yardım götürmek üzere çocuk denecek yaşta beyaz örtüyü kefen diye üzerine kapatan Mehmet'in geride kalan sevdasının torunu. 

"Asıl hatıra, asıl emanet odur, diye yaşlı nenesini tedavi ettirmek için elindeki son emaneti olan sandığı ve içindekilerini İstanbul'da bir müzayedede açık artırma yolu ile satışından sonra buluşur gençler, Sandığı tekrar neneye götürmek için satın alan koleksiyoncunun evine giderler. Sonradan Sarıkamış seferinde şehit  bir komutanın torunu olan hanımefendiden geri  alan gençler birlikte Anadolu Ekspresi ile Sarıkamış'a yolculuk yaparlar.

Sarıkamış seferinde şehit olan abilerinin yapmış olduğu iki çift tahta atın üzerinde Mehmet için bir mim harfi; Yusuf için bir y harfi yazar Arapça.  Y harfi olan tarihçi kızın dedesinden kendisine emanet edilmişken mim harfi yazan da yaşlı neneden torununa emanet edilmiştir.  Bir de Mehmet'in ölüme yürüyüşünden az önce hatıra olsun diye Seher'den avucuna bırakılan muska….    

İşte bunlar, hasta nenenin eline bırakıldığında yıllardır dilsiz yani konuşmamaya yemin etmiş denilen kadının sesini ayyuka çıkarır. "Mehmeeeet" diye haykırır.  Film de bir anda biter ve herkesin gönlünde yarım kalmış bir hikaye yer edinmiştir.

Zaten Sarıkamış Seferi de onca şehidi bağrında taşıyarak yarım kalmış bir mücadelenin adıdır.    "Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı... Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı" diyen şairin sözünü dinleyerek son verelim.