Esmanur SEÇKİN


BİR BAYRAM DÜŞLEMEK

Belki yıl boyu beklenir bayramlar, bayram sabahları... Sevinçler eğlenceler, barışmalar, mutluluklar taşır bağrında. İnanmış ruhumuza hayır ve bereket aradığımız böyle bir bayram sabahında istikametimiz kutsal belde Kudüs'e.


Maneviyat dolu şehir ev sahipliği yapmakta ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'ya. Orada semaya bakmak, hissetmektir son peygamberin (sav) çıkışını Sidret'ül Münteha'ya. Onca zamandır burada da bayramlar huzurla geçsin istenir, kutsallığa yakışır haliyle. Çünkü mahzuhdur Aksa, Osmanlının gidişinden beri...

Kan bağı olsun olmasın gönül coğrafyamızda sevdiklerimizle cem olmaktır arzumuz. Sadece bedenen değil, bizzat ruhen hissetmektir varlığı. Güneş, o bayram sabahı doğduğunda yalnız dünyayı değil, yüreğimizin derinliklerinde en samimi duyguları da uyandırır. Nefes dolu bu küreyi ısıtma vazifesini de sevginin hakim olduğu yüreklere salar ışığını güvenle.

Kundaktaki bebekten beli iki büklüm olmuş pîri fâniye kadar aynı fotoğrafdır görünen.  Neşe dolu hisler hep  coşmuş, okyanuslar gibi dalga dalga köpürür, sığmaz olur insanın derûnuna. Kapı önünde oturup, masmavi sonsuzlukta hayalen yolculuk yapan küçüklerin hakkıdır bayramlar en çok da.

Tertemiz dimağlarında bir dünya kurarlar uyumadan önce söylenen ninnilerle, anlatılan masallarla. Bahsi geçmeyen bu kirli dünyadan fersah fersah uzaklaşırlar. Çıkıp merdivenleri birer birer, yedi kat göklerde, pamuk gibi bulutların üstünde huzur bulurlar.

Ancak bazı zamanlarda umulmadık anlara şahit olunur. Yapılan planların, kurulmuş hayallerin önüne bir set çekilir paslanmış katranlı zihinler tarafından.  O bayram sabahlarının tadından men olunsundur
 istenen, zehirlere benzer yutkunan her nefeste. İnsanın soluğu, kapanda çırpınan kuşlar gibidir ciğerlerinde. Bir taş gibi oturmuştur tam burasına kardeşi zulmün kıyılarında çırpınırken kırık kanadıyla. Tarih boyu dönüp duran bu girdabta, tutmalı nefesini, vakti erdiginde özgürlüğü uğrunda ezmeli zalimin başını bir yılan gibi.

En savunmasızıdır, belki bunca kötülüğü, ihaneti, haksızlığı, zulmü gördünde... En nefret dolu bir yürek haline gelir masumlar. İyilikten uzak düşmüş vaziyette, zifte dökülmüş yana yana kül olan kökleri. Zaten kökleri terk edince, varlığı yokluğundan beter olur. Fark edilmemesi dileğiyle bir ömür boyu haline yerinir durur.

Yüreklerindeki bayram sevincini, gözleri kalın, boğucu perdelerle örtülmüş zalimlerden korumak istedi insanlar. Birkaç tatlı söz, hoş muhabbet, beraberlik beklentisiydi içlerindeki, içimizdeki... Hafıza defterimizde kalmasını istediğimiz saf anılardı...

Sabahında giymek üzere hazırlanmış tertemiz kıyafetler acıyla sarmalandı. Kimininki acıyla örülmüş bembeyaz bir kefen oldu bu defa. Kimi her bayram öpmek istediği elleri, kimi gülen gözleri hatrına fazladan vereceği birkaç şekerin sahibini emanet etti,  artık ona rahat bir yatak olmasını dilediği toprağa.

Bir nur gibi parlayanları görmek  kuduz köpeklere döndürür şeytana ram olanları. Bu sebeple bayramların huzuru bölünür bin parçaya, gözlerden yaş olup akar damla damla. Melekler yüklendi gözlerden akan tüm yaşları, keder dolu ağırlığıyla.

Böyle olunca da bayram demeye bin şahit arayacak, bini de bayram dese mânâsını bulamayacaktır insan.

Elbet vardır iyiliğin de kötülüğün bir karşılığı ancak söndürülmesin yürekleri aydınlatan güneşin ışığı. Bayramlar yine özgürlük dolsun, neşe ve huzur koşsun peşinden. Türküler söylensin, sevgi dolsun kulaklara çarpan tüm ezgiler. Çocukların gözlerine zulmün senaryosu değil, barışın tablosu yansısın. Yaşamın ağırlığıyla değil, sadece şükür dolu secdelerle yere değsin alınlar. Bu sonsuz gökler, dağlar, denizler yine iyiliği sığdırsınlar içlerine. Fırsat verilmesin bayramı bayram yapan değerlerimizin, birlik ve beraberliğimizin zeval görmesine...