Mehmed Akif ASLAN


BİR İSTANBUL GÜNLÜĞÜ

Yağmur, ses tonunu biraz yükseltti bugün. Sesinin değmediği yer kalmadı. Kiminin kulağını tırmalıyor kiminin ise uzun zamandır beklediği ses belli ki, kulaklar dört açılmış.


Yağmur, ses tonunu biraz yükseltti bugün. Sesinin değmediği yer kalmadı. Kiminin kulağını tırmalıyor kiminin ise uzun zamandır beklediği ses belli ki, kulaklar dört açılmış. Hep gözler mi dört kesilecek biraz da kulaklar dört açılsın. Belki de dört açılacak dediklerimiz dört kesilecek kim bilir! Bursa’dan esen kuzeybatı rüzgarından rica ettim beni Dersaadet’e götürür müsün diye.

İkna etmek hiçte zor olmadı.

Ricam karşılığında aldığım cevapta manidar: “Gönlünde Dersaadet’i yaşatan herkesin menziline bir soluk olmuşuz çok mu!” Rüzgarın soluğunu hissederek başlayan yolculuğum kâh biraz mahcubiyet kâh biraz sevinç haliyle devam ediyordu. O esnada rüzgarla hasbihal etme fırsatı da buldum.

-Eyy rüzgar! kainat var olduğu günden beri insanoğlunu tanıyorsun. Bir gün olsun esmem dediğin, yetti gayrı dediğin an olmadı mı? Ya da yağmur fazla yüklenmedi mi sana!

+Allah’a karşı çıkan kibirli şeytanın, ademoğlu ile başlayan hayat serüveninin görev memurlarından biriyim ben. Kâh heybeme soğuk yüklenir kâh sıcak, kâh yağmur yüklenir kâh toz... Benim görevim heybemdekileri hatasız ve adil bir şekilde gerekli yerlere taşımak.

-Yani işimi hakkıyla yaparım gerisine karışmam diyorsun. Peki insanlar hakkında ne düşünüyorsun. Yerküre var olduğu günden bu yana değişen ne oldu sence?

+“Daha çok” kazanmak isteyen insanlar sayıca daha çok oldu. Daha çokçular yüzünden görev memuru hava, görev memuru yağmur, hırs kokan o para bacalarından çıkan zehirli gazların esiri oldu. Bana gelirse benim de durumum farklı değil. Heybeme insanların kirlettiği çevrede yer alan atıklardan tutta birçok olumsuz yük bindi. Demem o ki Dersaadetli günleri özler olduk. Sadaka taşlarında beklemekten yorulmuş yardım paraları, alın terinin havaya karıştığı o günler... Göz tokluğu ve gönül çokluğu ile estikçe esesimizin geldiği o saadetli günler! Gök gürültüsü ihtar verdi. Anlaşılan menzile varmak üzereyiz. Bir yandan yağmur damlaları “Hoşgeldiniz” dercesine tenimizle uğraşadursun diğer yandan da ben yağmurdan gayrı rüzgarı soru yağmuruna tutmaya devam edeyim.

-Peki ya yolculuğumuz boyunca onca yer geçtik. Neden bazı yerlere uğramadan geçtin.

+Bizler rahmet elçileriyiz. Evvela rahmeti verene niyaz edenlere düşüyor yolumuz. Birde nankörler için heybemizde taşıdıklarımız var elbet. Nerde şükreden bir gönül olsa heybemize verilen emanetin yükü çok ağır oluyor. Aynı şekilde kibir dolu coğrafyalara giderkende heybe belimizi büküyor. Lakin birinde hem toprağa neşe ve bereket katmak, gönüllere mütmain etmekken amacımız diğerinde kibir kokan coğrafyanın kibrini silmeye çalışmak, günah ile kaplanmış gönüllere tatlı bir esinti olup kâh uyarı kâh hidayet vesilesi olabilmektir.

-O zaman daima şükür ve tevazu ile çevrelenmiş bir coğrafyada yaşamak lazım. Muhabbet, muhabbeti açadursun. Rüzgar salıverdi Dersaadetin kalbi olan Ayasofya Camisinin avlusunda. Ayrılırken bir hasbihal dahi edemedik. Rüzgar bu kim bilir heybesinde ne var!

Görev memuru olan kainata bu görevi verene sonsuz hamd olsun.