Mehmed Akif ASLAN


CEZVEDE Kİ-BİR TAŞAR

Şu yapbozu becerenlere hayranım. Masaya serpiştirilen bir bütünün onlarca parçası, bir kenarda da referans bir fotoğrafa ek allanıp pullanan bir kutunun birleşim hikâyesi!


Şu yapbozu becerenlere hayranım. Masaya serpiştirilen bir bütünün onlarca parçası, bir kenarda da referans bir fotoğrafa ek allanıp pullanan bir kutunun birleşim hikâyesi! Yapbozun parçalarını hak ettiği yerlere kavuşturan ve eksiksiz bir şekilde bozduğunu yapan kişiler aslında büyük bir zaferin sahibi. Gelgelelim geride bıraktıkları onlarca başarısızlık deneyimi, hayal kırıklığının unutulma hızı zafere ulaştıkları anda doruk noktasına ulaşıyor.  

Hayat, bu misal gibi bir yapbozdan ibaret. Süslenmiş bir kutunun içerisinden çıkan hayatın, ömür parçalarını uygun bir şekilde yerleştirme mücadelesi... Dünyanın üzerine serpiştirilen ömür parçalarıyla uğraşırken cezvenin altını her zaman açık unutuyoruz. Bu sefer zafer sahibi duruşumuzla cezvenin taşışını kabullenemiyoruz. Ya da etrafa dökülenleri eğilipte silmiyoruz. Sahi “eğilmek” kelimesinde biraz bekleyelim. Hayatımızın geçen dönemini şöyle zihnimizde bir tekrarlayalım. Hangi döneminde “eğilmek” eyleminin istediğini yerine getirip eğildik! Ya da eğilinmesi gereken yerde dik durduk! Baksanıza yapbozla uğraşırken açık unuttuğumuz cezveden taşanları silmek için dahi eğilmezken bu hayatta dik duruşlarımızın sebebini sorgulamamız gerekiyor. 

Sahibi olduğunu iddia ettiği makamların kişilere kazandırdığı illüzyon, cezvede kibir pişirme meraklılarını başımıza musallat etmeye devam ediyor. Öyle ki kırk yıllık hatırlara konu olan vefakâr cezvenin, buram buram kibir kokutulmaması için hiçbir neden yok! Hatır pişiren tevazu ile eğilip dökülenleri toparlarken, kibir kokusuna hasret olanlarında cezveye karşı hiç hatrı yok.  

Hayat, avuçlarıma yaşanmışlıklarımı bıraktıkça daha da netleşmeye başladı yapboz kutusundan çıkanlar. Küçük bir örnek eşlik etsin muhabbetimize. Hep düşünürdüm atalarımız mezarlıkları servi ile donatırken neden cami, medrese, imarethane, külliye, mektep yapılarının çevresini çınarlar İle donatmışlar diye. Ne servinin ne de çınarın şuçu yok bu misallerde, onların üzerinden payımıza düşeni alalım biz. Servi, cezveden kibir taşıran kibir kokusu meraklılarını anlatır gibi başı dik bir şekilde meraklılarını selamlıyor kibirden uzak bir şekilde mezar sahiplerinin başlarında. Çınar ise açmış kollarını gölgesi ile sakinleştiriyor milleti. Tevazu ile nasıl büyülebileceğini ve ait olanın ait olduğu yerde yer alacağını anlatır gibi.  

Servi de işini yapıyor çınarda, cezve de işini yapıyor yapbozda. Lakin onların işini, düzenini bozmaya çalışan illüzyon tutulması yaşayan “Kibir Abideleri”nin tez vakitte tevazu ile yapbozun parçalarını birleştirmeleri, cezvenin evvala içini değiştirmeleri gerekiyor. Çünkü içinde tevazu pişirilen bir cezveden kibir kokusu gelmesi, o cezveden kibir taşması mümkün mü? 

Son zamanlarda çevremi daha sık gözlemliyorum. Bile bile servinin dikkat çekmek istediği illüzyon hastalarına özenen onlarca insan var! Üstten bakan, karşısındaki kişiyi yargılayan, hor ve hâkir gören, yapboz kutusundan çıkanların hülyasına kapılıp servinin altındaki mezara girmeyeceğini düşünerek ölmeyecekmiş gibi yaşayan o insanlar! Gelin el birliği ile oynadığımız yapbozumuzu, içtiğimiz kahvemizi gözden geçirelim. Servinin bize verdiği o ibretlik mesajı kendimize düstur edinip çınar misali çevremizi memnun edelim. Tevazu koksun cezve, tevazu taşsın her yere.  

Yarın farklı başla hayata! Aile bireylerini şöyle sımsıkı sar, sarmala. Kahvaltı hazırla sürpriz yap ya da. Her zaman önünden geçtiğin dükkanların kapı eşiklerinde oturan adamlara “Kolay gelsin” de mesela. Yerde gördüğün bir çöpü alıp çöp kutusuna at ve “Evet ben bu hayat yapbozunu doğru birleştirip zafer sarhoşluğu yaşamayacağım” de. İkamet ettiğin sokakta yaşayan hayvanlara atıştırmalık bir şeyler götür mesela. Mahallende, semtinde yaşayan ihtiyaç sahiplerini araştır. Her kimle muhatap oluyorsan her zaman tevazu kokmasını istediğin cezveyi düşün ve “Benim hareketlerimden, kullandığım sözlerden alınır mı acaba kendini mahzun hisseder mi?” diye düşün.  

Çünkü sen, karşısında heybetinden etkilenip tir tir titreyen kişiye “Sakin ol! Ben kral değilim. Kureyş kabilesinden kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum” diyen Peygamberin ümmetindensin.  

 

 

Kaynakça: Hollanda Diyanet Vakfı: 08.03.2019 Tarihli Cuma Hutbesi