Mahmut MACİT


DERİN UMUTLARLA BAKIYORUM…

Kalbime güveniyorum. İnancı, umudu, sevgiyi barındıran kalbime. Bu yüzden dünyadaki tüm cehaletin, susuz kalmış fidanların, karanlıkların hesabını sormalıyım.    Taki dillere düşsün türküsü sevdamızın. Çünkü ben öğretmenim.


     Fırtınaların, korkunç iklimlerin yaşandığı dönemde, aşk ile kıvılcımlar saçarak yeryüzünde ırmaklar coşturmaya çalışıyorum üstadım, başka yol yok. Yüreğimizin, orta yerine kondurulan derdimiz var bizim. Derin umutlar besliyorum, bilesin.

     Kültürel işgali gördükçe kalbimdeki sızıya ateşler düşüyor, yumruklarımı daha kuvvetle sıkıyorum. Nerede bir masum, mazlum yürek görsem benim isyanım kabarıyor, tutuşuyor bir yanım. Derin umutlarla bakıyorum özgürlüğün meyvelerine. İçimdeki yanardağı kim bilebilir, kim anlar senden başka sevdamızın ateşinin nedenli şiddetli olduğunu.  

     Derin ufuklara dalıp ümitler biriktiriyoruz, en güçlü inançla kutlu yürüyüşümüzü sürdürüp, gecelerin zifirinden subha doğru adım adım yürüyoruz, hiçbir dağ çiçeği ezilmesin, fidanlar kurumasın, biz yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz, yüreğimiz avuçlarımızda, tüm dünyayı sarsmaya yeminler ediyoruz.      

     Susuzluğun çoraklığı yeryüzünü sarmaya devam ederken, bir hüznü bölüşüyorum çığlık çığlığa denizden yoksun martıların arasında. İnsanların içine insanlık çınarının tohumlarını ekiyorum.

     İp ince sızılar geçiyor içimden, masum dağ ceylanlarının avlanma korkusuyla, bağrımdan kan ırmaklarının yavaşça süzülüp gittiğini söylemeliyim sana üstadım.      O zaman koskoca bir kainat omuzlarıma çöküyor birden. Hüzünlerin her türlüsünü tadıp acının dağ çiçeklerini takıyorum yakama.

     Onurlu, şerefli bir sabaha uyanmak istiyorum göçüp gittiğim gün bu dünyadan…   Dünyanın bütün cehaletine karşı kalemler dağıtıp, evlatlarıma umut türküleri söylüyorum. İnançla, aşkla, sevgiyle umutla, çabalarken, göz yaşlarımla suladığım fidanlarımı yorulmadan taşımaya devam ediyorum, kan revan içinde kalıp düşsem dahi, toprağın benden yana olduğunu biliyorum.

     Dağ gibi yürekler içinde gizlenmiş cevherleri görüyorum... Derin nazarla bakıyorum üstadım, bu bizdeki hepten sevdadır bilirsin. Yalınayak koşuyoruz ateşe, kelebekler gibi... İri iri taşlar biriktiriyoruz kucağımızda ,atmak için vahşilerden korumaya gencecik fidanlarımızı.

 

      Var olmanın ne demek olduğunu göstermemiz gerek, çakmak çakmak gözlerden ateş alarak durmadan koşmamız gerek, taki cennetin özlediği insanlığı yakalayana dek.                

Derin umutlarla bakalım hayata, inancımızın, sevdamızın bedelini ödeyelim, iddiamızı ispat edelim. Kalplerin Allah'ın elinde olduğunu unutmadan vazifemizi yerine getirmeye devam edelim.

     Zihinlerdeki sapma, nefislerde ki bozulma, kültürel bilinçsizlik moralimizi bozmasın. Yeter ki sorumluluk bilinci içinde ulvi görevimizi yerine getirme hassasiyetini taşıyarak, onurlu bir hayatı tamamlamanın kaygısı içinde olalım. Hayata derin bakan öğretmen, çelikten bir insandır. İnançlarında hassas, düşüncelerine ve değer yargılarına sırtını dönmeyen uzun yol yürüşcüsüdür.

    “Derin umutlarla bakan eğitimcinin yürümesi bir eylemdir unutma”. Sözünüz...    Değil mi ki kutsal bir vazifemiz var, işte budur yürümenin asıl adı, asıl anlamı.                

Rehberimin, öğretmenimin çizdiği yolda öğretmenime yürümek. Hayat yolunda, ilmin irfanın, hikmetin kaynağından ilham alarak yürümek. Vahşi, acımasız dünyanın, parçalamak için pusuda beklediği ruhları korumak, tamir etmek, ihya etmek, yeniden anlamlandırmak adına yürümek. Yürümek, yüreğimizle, tavır insanı, gönül insanı olarak yürümek, kabullerimiz ve red çığlıklarımızla yürümek, elif misali, onurluca, ilmin istikamet açısından sapmadan yürümek. Derin umutlarla derin düşünerek yürümek. Varoluşun sırrına ulaşıp, neslimizi kazanıp, dünyaya kazandırmak için yürümek. Yeryüzüne insanlığı yaymak üzere yürümek.

    Yüreğime dokunan insan... Sen umudun insanısın öğretmenim, çığlıkların ve gözyaşların yeşertecek insanlığın umudunu, zulümlerin boğduğu bu alçak dünyada, ilim, irfan, hikmet, adalet ve hakikat meşalesini taşıyarak, zalimlerin evrensel zulümlerini, özgürlük masallarını ve tüm karanlıkların gecesini tüketeceksin, hüzünlü yüzler tebessüme kavuşacak seninle.

     Var olmak ne ki, varoluşun sırrına ulaştıran rehberin olmadıktan sonra...        Ve bir ırmak kaynaya kaynaya dönüyor damarlarıma. Ne zaman, zamanın kalbine dokunsam yemyeşil bir cennet çıkıyor karşıma. O sensin Öğretmenim…             

Dağlar yüreğine hayran senin. Ömrün uzun olsun, Yüreği gül tozu kokan insan…