Ahmet TAŞTAN


DÜNYA MİLLETİNE HİTAP

Birleşmiş Milletler genel kurulunda sayın Cumhurbaşkanımızı dinlerken bir kez daha gururlandım derinden derinden.


Her ne kadar hitap ederken bir nebze heyecanlı olduğunu hissetsem de o sesinin tonu, kelimelerin telaffuzundaki mahareti, beden dilini kullanmadaki ustalığını içerik kadar bu açıdan da inceleyen biri olarak beni mest etti.

Başarılı hitabetinin selamlama bölümünde kullanmış olduğu sıcak ifadeler, yani dostlarım kelimesi, daha etkileyici kılmıştı ilk anda.

Konuşmasının  önceliğini bu genel kurulun nasıl bir dönemde yapıldığının altını çizerek salgına işaret etti. Bu salgın ile beraber uluslararası toplumun gerekli koordineyi sağlayamadığını ve bir çok devleti yalnız bıraktığını ve daha çok kendisini düşündüğünü ekledi.

Küresel sistemin, büyük felaketler karşısında yeterince geniş çaplı işler beceremediğini vurguladı. Yani kral çıplak dedi. Lakin kendilerini dünyanın ağababası kabul eden beş kafadar devletin, kendi çıkarları söz konusu olduğunda daha pratik hareket ettiğini üstü kapalı söylemiş oldu.

Birleşmiş Milletler zihniyetinde “milletler ailesi” kavramı maalesef yerleşmemiş. Ayrıca Birleşmiş Milletlere bağlı olan Dünya Sağlık Örgütü yaşına başına ve konumuna göre hareket etmemiştir, diye altını çizdi.

Sözlerini, Devlet-i Âlîye-yi Osmaniyeyi inşa eden düşünceyle süslemiş olması ne kadar “biz” olduğumuzu göstermiştir: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!” prensibini dünya milletlerine ders olarak okuttu.

Dünyaya bakışı ve küresel sorunlara yaklaşımı ne kadar evrensel kanaatler taşıdığımızı da göstermiştir. Bir aşı konusunda bile milliyetçilik yapmak küçük düşünmek demektir, kanaatini beyan etmiştir.

ABD’nin dünyada uyguladığı siyasete dokundurarak sahadaki gerçekleri ve sosyal dokuyu dikkate almayan dayatmacı yöntemlerle iş yapanların “Ben yaptım oldu” mantığıyla nasıl bir bela fırtınası çıkardığını söylemesi de hakikati haykırmaktı.

Bu cümle Amerika'nın göbeğinde “Dünya 5’ten büyük” diyerek yükselen vicdanın gür nidasıydı Bu söz diktatörlüğe başkaldırıdır. Afganistan örneğinde olduğu gibi gittiği her yerde çözüm vaadi verir ama çözümsüzlük üretip geri çıkan Amerika yönetimine herkesin huzurunda ayar biçen cümlelerdi genel kurulun duvarlarına çarpan.  Zalimin yüzüne  üslubunca Hakkı söyleme cesaretiydi izlediğimiz.

Cumhurbaşkanımızın konuşmasında Birleşmiş Milletler tarafından yapılan iyilikler de satırlar arasında yerini bulmuştu. Bu da muhatabını hep eleştirme yerine takdir etme düşüncesi gösterir. Suriye'nin kuzeyinde, ülkemizin sınırlarındaki terör örgütlerini iyi-kötü diye birbirinden ayırmak yanlışlığının da işareti buyrulmuştur. Amerika'nın dostu gibi gördüğü ve Amerika'nın işlerini gören teröristlere iyi denemez.

Birleşmiş Milletler kürsüsünde söylenebilecek dünya çapındaki bütün meselelere insani ve farklı çözümler sunan konuşması dikkat çekici olması bizim için önemliydi.

Mazlumların dili, Müslümanların vicdanı olarak ortaya konulmuş konuşmada Filistin halkının da zikredilmesi kaçınılmazdı ve İsrail zulmünü bir kez daha onların yüzüne çarptı. Sözün özü; dik duruşlu söylemler göğsümüzü kabarttı. “Başkenti Kudüs olmak şartıyla coğrafi bütünlüğünü sağlamış bir Filistin devletinin kurulması öncelikli hedeflerimizdendir.” Of söze bak, bal damlası mübarek...

Türkiye'nin Azerbaycan’a desteği ile barış pencereleri açılmıştır. Hem sorunu dile getiriyor hem de edebi bir dille terennüm ediyor dertleri.

Yeryüzündeki bütün Müslümanların sorunlarını sağlam temeller üzerine inşa ettiği cümleleriyle mükemmelen anlattı ki Onun sesinden dinlemek gönlümüzü hoşnut eylemiştir.

Gönül meydanının tam ortasında tüm heybetiyle oturmuş bir konuşmaydı kürsünün ardından  söylenenler.