Ahmet TAŞTAN


ELİMİ TUTAR MISIN ?

...


 “Ben kedi sesi çıkarayım, siz köpekleri gönderin!” Bu cümlelerin gönlümüzde bıraktığı hislere dikkat edelim.

 

Ruhumuzda yaptığı yankıyı unutmayalım. Üzerine koca bir binanın beton blokları yığılmış canların, ölümle hayat arasında belki de ufak bir ışık hüzmesinden gönlümüze dokunan sözleridir. Acının en büyüğünün ne olduğunu bilemem. Lakin bildiğim şuydu; duygularıma hakim olamadığım o demde acı ile sevinç gözyaşlarım birbirine karışmıştı.

 

Binlerce “15 saniye” tüketmiş hayatlar, bambaşka bir zaman dilimi yaşamışlardı. O son "15 saniye..." itibarıyla öncesi ve sonrası çok farklı bir vakitti hayatları değiştiren.

 

Sonuçta İzmir'de göçük altındakilerin çıkarılışlarını gözyaşlarıyla izledim. Niçin bu kadar derinden etkilendiğimi merak etmiyor değilim. Bunun iki sebebini yakaladım: Birincisi, keşke orada yardım eden ekipte ben de olsaydım, ondan mahrum kaldığım için üzüldüm. Oraya yardıma giden arkadaşlara gıpta ettim. Ekranlarda onların gayretlerini, fedakarlıklarını gördükçe gözümde birer destan kahramanı kesiliyorlar. Belki rahat ve huzur dolu belki de bin bir derdi varken, onların her birini geride bırakıp enkaz altındaki vatandaşlara yardıma koşan kırmızı kıyafetli kahramanların cesareti benim gözlerimin yaşlanmasına sebep oldu.

 

O yıkılmış binaların artçı bir depremle tekrar sarsılıp çökme riskini göze alarak bir can kurtarma derdine düşmeleri benim ziyadesiyle duygulandırdı. Hele hele depremzede vatandaşlarla diyalogları onlara cansuyu gibi hitap etmelerine mest oldum. Nasıl heyecanlı, nasıl da umutlu konuşuyorlardı... Bir anda herkes sesini kesiyor bir nefesin yukarı çıkmasını bekliyor.

 

Topyekün bir mücadele, ilk anların panik ve telaşın ardından mükemmel koordine... O kadar çok kurtarma ekibi, bir vücudun azaları gibi hareket ediyor; bir müjde, bir mucize için çaba sarf ediyorlardı. Öyle sanıyorum ki hiçbiri bu işten yüksünmüyor, severek çabalıyorlardı. "Bir canı kurtaran tüm canlıları kurtarmış gibidir" müjdesini yaşamak istiyordu herkes. Deprem Rabbimizin yeryüzüne koyduğu bir kanun... Hikmetinden sual olunmaz.

 

Fakat insanların kendi elleriyle yaptıklarının cezasını yani karşılığını bulacağı kuralı da diğer bir kanun... Deprem kadar bu hakikati de bilmek lazım. Deprem öldürmüyor, ihmalkarlık ile yapılmış evlerin enkâzıdır can alan. Bütün bunların yanında ülkemizdeki her başarılı çalışmaların altında cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin pratikliği dikkatlerden kaçmamalıdır. Bir vücudun azaları gibi memleketin hatta dünyanın her bir noktasına yetişmeye çalışan "insanı yaşat ki devlet yaşasın" anlayışına sahip bir yönetimle idare olunuyoruz.

 

Bu tür vakalarda bu pratikliği ve insanımıza yapılan her türlü yardımın bu anlayıştan beslendiğini bilmek lazım. Bazıları konuyu hep bu noktaya getiriyorsun diye itiraz edebilirler lakin meşhur ifadeye göre “anlatmaya gerek yok görüyorsunuz” demek yeterli olacaktır. Ellerimizi açıp ettiğimiz dualarda "böyle doğal afetlerden Rabbimize sığınırız" ifadesine gür sesle “amin” diyoruz. Fakat insanlar ailesini barındıracağı yuvaların inşaatını ehline vermelidir artık. Her geçen dakikalar, vefat edenlerin sayısını artırdığını ve umutların tükendiğini fısıldasa da kainatın sahibi olan Allah, insanlara mucizeler göstermeye devam edecek, olmazları olduracak ve bizim kendisine olan imanımızı artıracaktır.

 

"Allah'ın dediği olur" diyerek teslim olmuş iman sahipleri, “görelim "Mevlam neyler? Neylerse güzel eyler.” hakikatini müşahede edeceklerdir her dâim.