AHMET TAŞTAN


FARKLI ÇALIŞAN KAFALAR

İki kere iki, kaç eder? Dört... Diğerine soruyorsunuz iki kere iki kaç eder? “Alırken mi satarken mi?” diye cevap verir. Bir anda şaşırırsınız. Neden diğerinin verdiği cevabı söylemez, çünkü tüccardır.


FARKLI ÇALIŞAN KAFALAR

İki kere iki, kaç eder? Dört... Diğerine soruyorsunuz iki kere iki kaç eder? “Alırken mi satarken mi?” diye cevap verir. Bir anda şaşırırsınız. Neden diğerinin verdiği cevabı söylemez, çünkü tüccardır. 

Böyle en basit bir mevzudan yola çıkarak şu tespiti yapabiliriz. Sonuç apaçık bilinirken ve bazı zihinlerin farklı cevap verdiği de ortadayken “kafaların farklı çalıştığını” söylemek çok zor olmasa gerektir.

Tabii bu hesaplama üzerinden düşüncesini geliştirenler şunu da söyleyeceklerdir: İki kere iki dört eder... Bu kesindir, bu sonuç ona-buna göre değişmez. Hakikat kadar aynıdır. Ayrıca her türlü hesaplamalarda sadece kafa değil gönül de işin içindedir yani iman da. Doğrunun ve hakikatin yanında olmak dürüst ve inançlı insanların en temel vasfıdır. 

Bu girişten sonra sözünü edeceğim meseleye gelelim. Malum bu köşe yazıları vesilesiyle fikrimizi topluma açıklıyoruz samimiyetle. Gönüllerini hoş ettiğimiz dostlarımız kadar canlarını sıktığımız dostlarımız da var. Niyetimiz kimseyi incitmek değil tabii. Okuduklarımızdan elde ettiğimiz hasılayı yani doğru olarak bildiğimizi söylüyorum. Bunlara farklı yorumlayacak kafalar da çıkabiliyor tabii doğal olarak. 

Mesele şu... Özellikle “Sayın cumhurbaşkanı” kelimesini kullandığımızda nasıl bir nefret ve kin oluşmuşsa ya da yanlış bir dolduruş söz konusu ise (bana göre tabii) ya da kendilerince bu konuda mücadele etmek dine hizmet etmektir, düşüncesi yerleşmişse... Bilemiyorum ve şaşıyorum. Çünkü kendilerini tanıdığımız insanlardan öngöremediğim itirazlar geliyor. 

Bunlar gayet normaldir. Fikir beyan ettiğin zaman kabul eden de etmeyen de çıkar hatta karşıfikir beyan etme hakkına da sahip olabilir toplumsal konularda. Bu konularda ilmî delillere dayanarak farklı açılardan yorum yapanlar ile tartışma çok mükemmel bir lezzet bırakır zihnimde. İmam Şafii’nin dediği gibi “tartışmada rakibimin yenmesi benim hoşuma gider. Çünkü hem bir dost kaybetmemiş olurum hem de yeni bir şey öğrenmiş olurum.”

Geçenlerde Facebook sayfasında yayınladığım yazıda bir okurumuz, çok uzun şeyler yazmasına rağmen dikkatimi çeken ve farklı düşündüğümüz mevzuyu ortaya koydu. Dinine, imanına, Kur’an’a, sünnete çok sağlam bağlı olduğunu; birçok tefsir ve hadis kitabı okuduğunu ifade eden bu arkadaşımız, bizim düşüncelerimizi çok farklı şekilde yorumladı. 

“Allah'a ve ahiret gününe iman edenler Allah'ın mescitlerini imar ederler.” Tevbe suresinde geçen bir ayet-i kerimesinin evvelinde Sayın Cumhurbaşkanımız  Ayasofya’yı ibadeti açmıştır, bu büyük bir hizmettir. Yıllarca ibadetten mahrum kalmış Ayasofya, secdeler ile kıyamlarla, rükularla buluşmuştur, demiştik.  

Ayasofya'yı açarak Fatih Sultan Mehmet'in lânetinden kurtaran  bu hizmetin güzelliklerini vurguladım. aklıma gelen şey başıma geldi. Şimdi bu arkadaş kalkar, bize Peygamber Efendimiz (sav) zamanında münafıkların Müslümanlar arasına nifak sokmak amacıyla inşa ettiği, Peygamberimiz'e yıkılması emredilen Dırar Mescidi ile ilgili ayet-i kerimeyi delil olarak gösterirse... Diyordum ki onu da yaziverdi.

Olan oldu ve maalesef Ayasofya’yı, Mescid-i Dırar konumuna getirmiş oldu, bana göre. Bu konuda İslam’a hizmet eden Müslümanların gönlünü alan Sayın Cumhurbaşkanını da “münafıklar” zümresine dahil ediverdi. Yani en azından bizim böyle anlamamızın önünü açtı. 

Gerçi meseleyi daha farklı biçimde de düşünmüş olabilir, onu bilemem. Ancak benim anladığım kadarıyla “kafaların farklı çalışması” olabilir. Lakin akıl; delil, olay ve çıkarım konusunda doğru tartabilmeli. İşte o zaman gönüller de akıllar da hak verebilir böyle bir çıkarsamaya. 

Şimdi ne yapacağız böyle düşünenlerle? Senin düşüncen sana;  benimki bana diyeceğiz ve kardeşliği bozmadan muhabbeti belki biraz serinleterek yola devam edeceğiz. Çünkü bu farklılıklar Cenab-ı Allah’ın sünnetidir. “Sizi kabile kabile (farklı farklı) yarattım ki tanışırsınız.” diyor. Farklı yaratan Rabbimiz ise farklı düşünen de biz insanlarız. Böyle durumlarda Yunus Emre olur: “Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü” der önümüze bakarız.