Mehmed Akif ASLAN


HAYATIN ANLAMI

Ne zaman doğduğumu ve Dünya’da en uzun kalabileceğim süreyi biliyorum.


Ne zaman doğduğumu ve Dünya’da en uzun kalabileceğim süreyi biliyorum. Yani öleceğimi bilerek yaşıyorum. Kağıttan uçak yapan herkes üzerine “stres”, “psikoloji” gibi günümüzün taze kelimelerini yazıp her ortamda uçurup duruyor. Bozulan psikoloji, her şeyde yer alan stres, hırs, ihtiras, kin... Kağıttan uçaktan kasıt, şu başı sonu belli olan insan ömrü, üzerinde yer alan o kelimelerden kasıtta yazının sahibi olan bizleriz. O kısa zamanın silinen mürekkepli kalemine sahip yazarı, hayatın anlamını kavrayamamış insandır.

Hayatın anlamına götüren en önemli kavramların başında “Şok” gelir. “Şok” anını yaşamasakta az çok filmlerden ya da çevremizde şahit olduğumuz olaylardan dolayı nasıl bir hâl olduğunun farkındalığına sahibiz. Biri gelir yüzünüze su, kolonya vb sürer. Sizi tokatlamaya başlar. “Kendine gel” telkininde bulunur. Yaşadığınız olayın niteliğine göre şok sürenizde değişiklik yaşanabilir. İşte biz insanlarda büyük bir şok içerisindeyiz. Kimimiz ulaşmak istediği o unvanın, kimimiz kazanmak istediği sınavın, kimimiz satın almak istediği o malın şoku içerisinde. Hem de şok süremiz başı sonu belli olan o ömrün sonuna kadar sürüyor. Ya biri gelip yüzüne su dökmezse, ya da biri gelip “Kendine gel” demezse son eşikte ayağın takıldığında o şokun farkına varabileceksin.

Gözlem yap! Nasıl mı? Kalabalık bir caddenin/sokağın bir köşesinde dur. Ya da bir banka otur. O caddeyi/sokağı dünya farz et. O an oradan geçen kişileri de dünyalılar. İnsanların birbirlerine olan tepkilerine bak. Yer yer bağırışlar, hızlı hızlı yürüyen insanlar, uğultulu bir ses, kahkahalar... Bunlara benzer birçok şey gözüne ve kulağına ilişecek. Sonra o soruyu sor? “Bu gidiş nereye?” O çok istediği unvana sahip olmak için mi? Çok istediği arabayı almak için mi? Daha fazla kazanmak için mi ? “Daha fazla kazanmak”, kazanmaktan anladığımız nedir bunu da ayrıca sorgulamamız gerekiyor.

Ben genelde o sokağın köşesinde ki banka oturup yaşlı, beli bükülmüş, zor yürüyen kişileri düşünce tahtıma oturturum. Ve derim ki “İşte gidiş buraya” Ben bunun için o kağıttan yaptığım uçağın üzerine “stres”, “psikoloji” yazıp her yerde uçuruyorum. Bozuyorum o psikolojiyi, hayatımın her yerine sürüyorum stres denen o şeyi. Halbuki benim yegane amacım “İyi insan olmak” İyi insan olanın kağıt uçağının üzerinde tek çizik olmaz.

Bir ömür geçirdim. Geriye şöyle bir dönüp bakıyorum. Kaç yetimin başını okşadım. Kaç kaynamayan tencereye aş oldum. Kaç asık suratın tebessüm sebebi oldum. Kaç kursağı susuzluktan kurumuş kursağın suyu oldum. Ben bunların hiçbiri olamazken amir oldum memur oldum ne fark eder. Saçlarını stresten dökmüş, o istediği evi, istediği arabayı almış ama sağlık sorunları ile boğuşan kişi oldum. Ne mutlu bana. Hiç aklıma gelmedi ölüm. Halbuki yolun başında öleceğimi bilerek yaşıyorum demiştim. Demek ki unutuyor insan. Unutuyor ve uyutuyor. Aslında nefsi onu uyutuyor. Uyuyunca unutuyor.

Hayatın anlamını çok uzaklarda aramıyorum artık. İyi insan olmak dışında sahip olduğum ne varsa her an yitirecek kadar seviyorum onları. Ama “İyi insan olmayı” asla bırakmak istemiyorum. Çünkü bir gün ben o cadde de yürürken biri o bankta oturup beni izleyecek. Hayatın anlamını sorgulayan o gencin yanına oturup çatlamış toprak gibi olan tenimi, yay gibi kıvrılmış belimi göstererek “Bunlara kıymet verme evlat” diyeceğim. Hayatın anlamını kavramak istiyorsan evvela “İyi insan ol” diyeceğim.

Çünkü ardına baktığında ardında hırs, ihtiras, kin ve öfke yerine ilmek ilmek işlediğin o güzellikleri göreceksin. İyi insan olmaya çalıştıkça kağıt uçağınının üzerinde tek çizik olmadan hayatına devam edeceksin.