Mahmut MACİT


HÜVEL BÂKİ

İnsan, madde ve mâna yani beden ve ruhtan oluşan patenti Allah’a ait olan mucizevi bir organizasyondur.


 Bedenimizin bitmez tükenmez arzu ve ihtiyaçları vardır, insan rabbinin kendisi için yarattığı rızıklardan helal dairesi içinde beslenmeli, susayınca su içmeli, uykuya duçar olduğunda "Görmediler mi geceyi dinlenmeleri için yarattık" ilahi mesajına kulak verip gün boyu ölmüş olan hücrelerini, yenilemek için, kendini resetlemek üzere şarja bırakmaya mecburdur.

      "Huvellezi yusavvirukum fil erhami keyfe yeşa"

      (Annelerinizin karnında sizi dilediği gibi şekillendiren- tasarımcınız- O'dur) Saçımızın, gözümüzün, tenimizin, bedenimizin, tüm mimarisi O'na aittir. Evrendeki mükemmel tasarımın sahibi tarafından, tasarlandığını bilen insan, kendisiyle daima barışıktır bu yüzden.  Esref-i Mahlukat (Yaratılmışların en şereflisi) kodunun verilmesi ise mana, ruh kısmıyla ilgilidir ki Allah insanı, kendi ruhundan üfleyerek yaratmıştır. Peki nedir? bu ruh…

      "Ve yes'eluneke anir ruh, kulir ruhu min emri rabbi ve ma utitum minel ilmi illa kalila"

(Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: “Ruh rabbimin emrindendir ve- size ruh hakkında- pek az bilgi verilmiştir.)

        Ruh; insanı canlı varlık yapan, insanı insan yapan ve insanı yöneten cevherdir. Maddeden ve maddi niteliklerden bağımsız gerçek bir varlıktır.

        İnsanın kişiliği, karakteri, taşıdığı ruhun varlığının dışa yansımasından başka bir şey değildir. Ahlaki şahsiyetimizi oluşturan varlığımız, kuşkusuz hakkında çok az bilgi sahibi olduğumuz bize ait ruhumuzdur. Eğer ince bir ruha sahipseniz bu dünyanın size sunacağı en büyük ikramı ıstıraptan başka bir şey değildir? Bu yüzden peygamberimiz "La rahate fid dünya"(Dünyada rahatlık yoktur) gerçeğini inananlara haber vermiştir.

        İnsandaki şuur, irade (seçme, tercih hakkı) gibi cevherler bedene ait değildir. Tüm bu yeteneklerimiz sayesinde, bedenimizin sevk ve idaresini gerçekleştirdiğimiz, sırrına tam olarak vâkıf olamadığımız güç, ruhtur.

        Efela ya'kilun (Akıl etmiyorlar mı?) Efela yetedebberun (Düşünmüyorlar mı?)  diyerek vahyin akıl sahiplerini muhatap aldığını, ruhumuza ait akıl nimetinin aktif olarak kullanılmasının zorunluluğunu artık fark etmelidir insan.

 

       "Küllü nefsin zaikatul mevt, summe ileyna turceun" (Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz) Allah'ın koyduğu biyolojik kanundur bu, üstat Necip Fazıl'ın da dediği gibi;

   "Yirminci asrın ablak yüzlü feza pilotu

    Buldun mu Ay yüzünde ölüme çare otu?"

       Ölüm kaçınılmaz son, ölümden önce oturan kalkan, gülen ağlayan, gerçek olan bir  insan varken, ölümün soğuk yüzünü göstermesiyle  artık  ortada sadece, en yakınlarının  bile ürperdiği bir ceset vardır, ruh beden kafesinden çekip gitmiştir.

       Ruh; İki temel gıdaya şiddetle muhtaçtır; İnanç ve Sevgi.

       En temel olan bu iki ihtiyacında ruh, asla boşluk kabul etmez, onu yaratıcısının bildirdiği inanç ile en kesif şekilde doldurmak, donatmak zorundadır insan. İnancının dolum kalite ve güvencesi, yaşam kalitesinin standartlarına yansıyacaktır.

       Sevgi için de aynı kurallar geçerlidir, tüm sevgiler Allah'a olan sevgi ve aşktan doğar. Çocuklarımız  doğru dolum terapileri ile ailelerinde ve güvenli olan çevrelerinde ruhlarının  ihtiyacı olan sevgiyi en yüksek dozda karşılayıp, sağlıklı şekilde ruhsal anlamda beslenmelidirler. Sevginin dolu dolu ikram edilmesi zorunludur. "Çocuk sevgiyle, kadın ilgiyle, erkek övgüyle ayakta kalır" sözü tam da sevgi temelinde bir şerhtir. Yaş sınırlamasına tabi tutulmayıp, sevgiye ihtiyacı olmayan hiçbir canlı varlık gösterilemez.

       Ruh, sahip olduğumuz, varlığını bilimsel ölçülerle kanıtlamak ve mahiyetinin tam olarak ne olduğunu idrak etme imkanımızın olmadığı, modern dünyanın psikoloji ilmi ile açıklamaya çalıştığı derin bir gizemdir.

       Asıl olan madde ve mana terkibini bilip, bedensel ihtiyaçlarımızı fütursuz ve arsızca karşılarken, Allah'tan bir parça olan ruhumuzu doğru İnanç ve sevgiyle donatma mecburiyetimizin olduğunu unutmayıp, ruhu hayatımızdan çıkardığımızda, geriye kayda değer bir şeyin kalmadığını fark ederek, yaşayan ölüler olmamaktır vesselam…

       İnsan bedenini mesken edinen ruh, ancak ve ancak inanç ile sevgi gıdaları sayesinde nefes alarak hayatta kalıp huzur bulacaktır. İnsanın inanç ve sevgisi ne kadar büyük olursa o kadar büyük insan olma şerefine nail olduğu hakikatini unutmamak gerekir. Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek şiarımız olmalıdır ki insan olmanın lezzetine varalım.

      Bedenlerimizin tıpkı dünya gibi fani olduğunu bilip mezar taşlarında zihnimize kazılan, Hüvel Bâki (ölümsüz olan sadece O’dur) şuuruyla, Bâki olanın, Allah olduğunu unutmamak dileğiyle cümle geçmişlerimizin ruhları şad olsun.