Ahmet TAŞTAN


İLETİŞİM; FARKLI BİR YÖNDEN

Kur'an-ı Kerim tilaveti esnasında bir cümle ile karşılaştım. Yakup peygamber oğlu Yusuf (a.s)'a:" Rüyanı kardeşlerine anlatma! Onlar sana bir tuzak kurabilirler. Muhakkak ki şeytan insanın apaçık düşmanıdır." demiş.


 Kur'an-ı Kerim tilaveti esnasında bir cümle ile karşılaştım. Yakup peygamber oğlu Yusuf (a.s)'a:" Rüyanı kardeşlerine anlatma! Onlar sana bir tuzak kurabilirler. Muhakkak ki şeytan insanın apaçık düşmanıdır." demiş. 


Kardeşlerin arasının herhangi bir sebeple açılması ve  araya düşmanlığın girmesi her zaman görülen şeydir. Bu Hz. Adem"in iki oğlundan bu yana devam edegelen bir hususiyet.


İşte bir baba, oğluna onu diğer oğullarından üstün kılacak rüyanın yorumunu (on bir yıldız ay ve güneşin secde etmesini) yaptıktan sonra bunu kardeşlerine  anlatma. Çünkü kardeşlerin seni çekemezler ve öldürebilirler. 


Şeytanın insanlar arası münasebetlerde  müdahil olduğunu hissetmek ve  en temel vasfını yani insana  düşmanlık etmesini düşünmek gerekiyor. Çünkü bunca düşmanlığın hele kardeşler arası düşmanlığın sebebi şeytandır deyip işin içinden çıkamayız tabii ki. Lakin iletişime bu kadar müdahil olduğu ve insana her zaman kötülüğü emreden nefisle işbirliği yapıp insanın fıtratını alt etmeye çalıştığı görülür.
Maneviyatla ilgisini kesmiş olan pozitif bilimler, bu meseleyi açıklayamıyor olduğundan  daha saçma bulacaklardır. 


Beden ve ruh... Biri kalıp biri öz... Sadece insana has bir durum değildir bu. Ağzından dökülen ve belli bir ses tonunda şekillenmiş kelimelerin bile "anlam" denen "ruhu" vardır. Niyet, yani kalbin yönelim göstermesi bu ruh noktasını besler ve anlam kazandırır. 
Kalbi manevi hastalıklardan haset, kin, bencillik, çekememezlik gibi ölümcül virüslere yakalanmışsa onu yoğun bakım bile kurtarmaz. Çok özel hastanelerde, uzman doktorlar tarafından tedavi edilmesi gerekir değil mi? 


Söz konusu hastalık olduğu zaman "donanımlı hastane" ve "uzman doktor" kelimeleri dikkat çeker. Manevi hastalıklara yakalandığımızda onların doktoruna gitmek lazım. 


Kıskançlık kalbe girdikten sonra ne kadar iyi niyetli olmaya çalışsa da başaramaz aciz insan. Bir girdap döngüsüne takılır. Kardeşinin her başarısı kendisinin kıvanç kaynağı olacağı yerde kıskançlığından durmadan diş biler.


Araya küskünlükler girer, ardından düşmanlık... Geriye dönüşü olmayan bir uçurumun kıyısındasındır artık. Ya ölmek ya da öldürmek vardır o anda tüm benliğini sıkıştıran. Yüreğinin o anda soğuyacağını hissedersin. 
İşte bu şeytanın bir kandırmacasıdır. Nefisle koalisyon kurmuş şeytan senin yapman gerekeni kulağına üfler: "Öldür onu. Öldür onu ve kurtul." Kıskançlık, katil  olmanın önsözü gibidir. 


Şeytanın dediği gibi mi olur? Öldürünce her şey biter mi? Hayır, bu sefer başka bir duygu pişmanlık kara bulutlar gibi gönlün semalarını kaplar. 
Görünürde her şeyi sen yapıyorsundur. Şeytanın kurduğu tuzağa düşer, kulağına üflediği manadan kopamazsın. Şeytan iletişiminize apaçık müdahale etmişse de uyuşmuş beyin nefretle dolmuştur. Ve sonuç; bir katil ve bir maktül. 


Azap verici bir ceza ile karşılaştığında  insanoğlu, işlediği suçlarını başkasının üzerine atmak ister. "Keşke ben değil de o yapsaydı." temennisinde bulunur. Suçu başkasına attığında hafif ve geçici bir rahatlama hisseder. İşte bu psikolojiden yola çıkarak suçu şeytanın sırtına vurup kendimizi aklayabiliriz de demek istemem.


Aramıza soğukluk girmis arkadaşıma bazen şöyle derim. "Söyle şeytanına, benim şeytanımı ayartmasın." Hani derler ya "filler tepinir çimenler ezilir." Şeytanlar kışkırtıyor, insanlar kavga ediyor. Herkes kendi şeytanına sahip çıksın. Onu  zincirle  sağlamca bağlasın.