Ahmet TAŞTAN


İman ve Algı

Birkaç kelam ile manayı, amacına ulaştırmak gayet kolaydı. Sanki daha “teferruatlı” ve daha “etkili” olsun diye özel bir gayret ortaya koymaya çalışıyorken buldum zihnimi. Ne anlatacağımdan çok, nasıl anlatacağıma odaklandığı için belki de zorlanıyordu. Bir belirsizlik söz konusu var da meseleyi tam ifade etmekte zorlandığı için mi sıkıntıya düştü, bilemedim.


Neden yazamadığımı bir türlü bilmiyorum? Halbuki bu iki kavram aklıma geldiğinde çok şeyler anlatabileceğimi düşünmüştüm. İman ve Algı.. Hatta öncelikle sohbetini yaptığım bir mevzu hakkında çok rahat bir şekilde yazabiliyorken şimdi körelmiş bir zihinle kavramları toparlayamadığımı görüyorum.

Birkaç kelam ile manayı, amacına ulaştırmak gayet kolaydı. Sanki daha “teferruatlı” ve daha “etkili” olsun diye özel bir gayret ortaya koymaya çalışıyorken buldum zihnimi. Ne anlatacağımdan çok, nasıl anlatacağıma odaklandığı için belki de zorlanıyordu. Bir belirsizlik söz konusu var da meseleyi tam ifade etmekte zorlandığı için mi sıkıntıya düştü, bilemedim.

Çok basitçe iman; güven ve samimiyet, tasdik etmek gibi manalara gelirken algı da -mış gibi yapmak, olduğundan farklı görünmek, manipüle etmek gibi sonuçlara kapı aralayan bir kavramdır diye düşündüm. 

Anlatacağım her şey bitmiştir, deyip noktayı koymak gerekir. Lakin bazıları için daha farklı tanımlar, açıklamalar, örneklemeler vermek gerekebilir. 

Kur’an-ı Kerim'de “ben ve bana iman edenler bir bilinç üzere...” anlamında bir ayeti kerime var. Cenâb-ı Allah, kitabının  belli yerinde “Bu Kur’an-ı Kerim'i hak ile indirdi, bir gerçekle indirdi” diye ifadeler okuyorum meallerde..

Yine Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şerîfinde Ebu Hureyre'nin sorularına cevap olarak Müslümanın gafleti sebebiyle hırsızlık yapabilir, zina edebilir  ama asla yalan söylemez diye” ifade ediyor.

Dolayısıyla müminin doğruluktan başka, güvenmekten başka, samimiyetten başka  anlama gelmeyen iman kavramına teslim olması gerekiyor. 

İman etmek, sırtını dağlara yaslamak ya da güvenli bir limana sığınmak gibidir. İman, hayatın bütün sahteliklerinden, aldatıcı  görüntülerinden kaçıp hakikatine vasıl olan bir ruh dinginliğidir. 

Bunları söyleyip bırakmak gerekir bence. Yoksa detaya girersek Rabbimiz Kitabın ilk ayetlerinde “Bu içinde şüphe olmayan kitaptır” diye buyuruyor. Yani bu vahye muhatap bir mümin de şüphesiz buna  böyle iman etmeli. 

 

 

Yalanla, dolanla, sahtekarlıkla, üçkağıtçılıkla Müslümanın alakası olamaz, olmamalı. 

Gelin görün ki modern çağdaş dünya şartlarında insanların hayatını kurgulayan toplum mühendisleri, sürekli bir algı operasyonu içindeler. Çünkü insanın algı noktasında bir zaafiyeti var. Yanlış bilgileri öğrendiğinde yanlış kararlar verebiliyor. Hatta bir YouTube videosunda insanlara bir iş yaptırırken bir, bedeli verir yaptırırsınız; iki, zorla yaptırırsınız; üç, ikna ederek yaptırırsanız diyerek maddelemişti. İnsan davranışlarının değişmesinin en güzel yöntemi ikna ederek olur ve bu da algıyı yönetmekle gerçekleşir. 

İnsan hangi bilgilere ulaşırsa o bilgiler ışığında düşünür, karar verir ve tavır geliştirir. Çağdaş modern dünyanın kurucuları, propaganda, reklamlar, televizyonlar, diziler vs. vs. bir sürü yöntemle insanların algısını, kendi kanaatleri yönünde  değiştirmeye çalışıyorlar. 

Aslında ilk algı operasyonunu çeken şeytandır, desek yalan olmaz. Çünkü cennette Hz. Adem ile Hz. Havva'ya yasak meyveyi “ebedilik” kavramı ile birlikte zikredip yedirmiş ve dünya gurbeti sürgününe sebep olmuştu. 

Algının ezeli kralı sayılan şeytan konusunda Rabbimizin bir uyarısı daha var. “Şeytan, sizi Allah'ın rahmetiyle merhametiyle kandırmasın.” Tüm günahlarımızı rağmen güvendiğimiz, inandığımız, Rabbimizin merhameti, elbette ki insanların günahlarından çoktur. Bu yöntemle kulları kandırdığı gibi küçük de olsa yaptıklarımızı güzel gösterip günah işlememize ister, sonra farklı gerekçelerle devam etmemiz için iknaya çalışır ortağı nefsimizle birlikte. Ancak Cenâb-ı Allah ise, günah işlediğimiz zaman tövbe etmemizi ister. İşte yol ayrımı buradadır. 

Markaların, imajların etkisi altında kalan insan zihni, vahyin iklimine geçmekte zorluk çekebilir. Gördüğümüz ve duyduğumuz kadarıyla ilahî vahyin gölgesi sanki toplumlar üzerine yansımamakta.  Yani fark ettiyseniz, “iman” bir tarafta “algı” ise karşı tarafa konuldu. Doğruluk da yalan, gece ile gündüz gibi tamamen zıt taşır. Bir insanı ikna etmek için illaki “-mış gibi” yapmaya, manipüle etmeye, kandırmak için bazı şeyleri uydurmaya gerek yok. Yaptığınız veya yapacağınız doğru ise işin hakikatini anlattığınız da zaten fıtrat/yaratılış buna anlamaya müsaittir. İman, Kur'an ve tabiat hakikatleri Allah'ın kudretine işarettir ve dolayısıyla bir tezat da yoktur.

İnsanın zaafları ya da beklentileri olmasa, bu kadar büyük yanılgıları yapmaz. “Özgürlük” kavramı altında insanın nefsine kul köle olmasını sağladılar. Allah'a ulaştıracak insanın, kendisini aşıp rahmânî bir atmosfere girmesini sağlayan ibadetler, zor ve zahmetli gelmeye başladı. “İstediğin gibi yaşa” vurgusu çok yapılır oldu. “Her şeyim ben bilirim” deyip özgüven patlaması yaşayan egoist bencil nesiller türedi. Bu anlayış insanlığa fayda getirmeyecektir. Ki bu tutum, doğru yolda oturup da insanları sırat-ı müstakimden çeviren şeytânî bir anlayıştı.

Allah'ın karşısında kul olduğunu, bütün verilmişlerin hem “nimet” hem de “emanet” olduğunu bilen iman sahibi, onca algıyı bertaraf edecek bir bilince de sahip olması gerekir. 

Bu sebeple Kur'an'ın buyurduğu gibi “size bir fâsık haber getirdiği zaman onu araştırın” uyarısına dikkat etmek gerekir. 

“Ya Rabbî eşyanın hakikatini bana öğret” talebi ile “beni bir an olsun nefsimin eline bırakma” duasının en büyük kalkan olduğunu insan çok sonraları anlayacak belki de. Bu dualar, algı operasyonları çekenlere karşı . Müslümanı koruyacaktır. Reklamların, propagandanın, dizilerin, 25. karelerin kurbanı olmuş zihinlerin çıkış noktası, hakiki imana ve iman hakikatlerine samimice gönül vermekle elde edecektir.

İşte bunları yazacaktım, çok basit bir şekilde anlatacaktım ama üç gündür beynimde bu kavramlar dolanıp duruyordu. Eksiği çoktur ama derdimin kapısını aralamıştır. İman ve algı konusunda okuyucularım da kendi zihni yolculuklarını yapmaları temennisiyle.