Mehmed Akif ASLAN


KÜLTÜRSÜZLER “KÜLTÜR SIZLAR”

Acil yardım! Bırakın kültürü solunum cihazına bağlamayı bence direk topraktan çıkarıp canlandırmaya çalışmalıyız.


Geçtiğimiz hafta bir alışveriş merkezinin orta alanında bulunan ismi Türkiye Türkçesi ile yazılmış nadir kahve hanelerden birine Türk Kahvesi içmek için oturdum. Türk Kahvesi almak istediğimi söyledim ama “Self Servis” beyefendi dediler. Self? Servis? İçmek istediğiniz ürünü kendiniz alacaksınız demek istemiş aslında. Birde müşteriye güven kalmamış ki parasını da peşin istediler. Neyse kahve içebilmek için gerekli tüm işlemleri yapmaya başladım. O sırada small, medium ya da large bardak mı tercih ettiğimi sordular. Bende orta boy rica ediyorum dedim. Tabi bu sürecin sade bir Türk Kahvesi almamla biteceğini sanıyordum ki “Efendim kahveniz light mı olsun” diye bir soru ile karşılaştım. Light? Işık mı demekti yoksa hafiflik, süt tozu falan mı? Bir dakika ben İngilizce Sözlüğümden bu kelimenin anlamına bakmalıyım diye düşünerek nihayetinde konuyu tatlıya bağladım.

Sözü çokta uzatmadan kahveyi alabildiğimin müjdesini sizinle paylaşmak istiyorum. “Türk Kahvesi” içerken şöyle yanına güzel bir Türk Lokumu ve arka fonda da Türk Musikisi gerekmez mi! Demeye kalmadı ki kulak aşinalığımın olmadığı bir dil ile seslendirilen bir şarkı çalmaya başladı kahve hanede. Galiba Fransızcaydı! Evet evet Fransızca. Neyse biz kahvemizi yudumlamaya devam edelim.

Oturduğum kahve hanenin alışveriş merkezinin ortasında yer almasının avantajlarını yaşıyordum. Bir an çevremden akıp giden insan sirkülasyonunu gözlemlemeye başladım. Yanımdan, yakınımdan geçen kişilerin tişörtlerine gözüm ilişti bir an. “Just me, For you, Paris, Need to my life, just for you, New York, California, Hawaii, England, Speed, Me too, Give it to me…” Ne anlama geliyordu bunlar! Göğsümüzde taşıdığımız bu kıyafetlerde bize alıştırılmak istenen detay neydi?

Çok soru soruyorsun dedim kendi kendime! Bize ait bir moda anlayışımız yok, müzik kültürü edinememişiz, mimari anlayışımız dahi bize ait değil… Bize ait bir şeyler kalmalı! Bir yerlerde bize ait bir şeyler muhakkak kalmalı! Yoksa savaş ile yurt edindiğimiz bu toprakları topsuz, tüfeksiz “Yeni Nesil Kültür Silahı” ile bizden almak mı istiyorlar! Kültürsüz insan toplulukları oluşturarak onlara kendi kültürlerini mi yüklüyorlar. “Kültür” kavramı öylesine önemli ki dostlar. İnsanlar kültürlerine göre düşünür, düşünceleri ile yaşarlar. Peki biz kimin istediği hayatı yaşıyoruz?

Kültür can çekişirken kültürsüzler bu durumdan hiç rahatsızlık duymuyorlar. Çünkü onlar bu çağında aydını ve moderni olduklarını iddia ediyorlar. Lakin kültür sızlıyor. Kültürümüzün mezarda kemikleri sızlıyor. Bizi biz yapan bin yıllık tarihimizin kemikleri sızlıyor. Gerekiyorsa mezarı ellerimizle eşip kültürümüzü o topraktan çıkarmalı ve diriltmek için elimizden geleni yapmalıyız. Yoksa “Onlar” gibi düşündürülmeye, yaşatılmaya devam edeceğiz.

Aile hayatımızdan, okula, iş yaşantımızdan, sosyal hayatımıza, moda anlayışımızdan, sanat çalışmalarımıza kadar bir değişim ve dönüşüm sürecine girmeliyiz. Bir Amerikan, İngiliz, Fransız bu ülkeye geldiğinde “Ben Türkiye’ye geldim” diyebilmeli. Şuan bunu onlara dedirten sadece “Camilerimiz” kaldı. Yoksa zamanında Osman Gazi’nin sandukasını tekmeleyen Yunan komutanının şuan milletimizin zihnini tekmelemesine müsaade etmemeliyiz.

Türk Einstein’ı Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun bu konuya ışık tutan iki açıklaması ile bu haftaya nokta koymak istiyorum. Çünkü o sözlerin üzerine kelam etmek haddim değil. Buyrun,

1.) “Bizde sahte çağdaş ve aydın sınıf yetiştirilmiştir. Her sömürgede olduğu böyle sahte bir aydın sınıfı yetiştirilmiştir. Bunlar kendi kültürlerinden kopuk, kendi halkından tiksinen, kendi kültürüne yabancı ama arada halkçılık edebiyatı yapan tiplerdir.”

2.) “Kültür, Hakkari’de bale gösterisi yapmak demek değildir. Kültür, arada bir konsere gidip hava atmakta değildir. Çağdaşlık, Moda’nın ara sokaklarında köpek gezdirmek değildir.”

Çağ ile aynı(daş) değil çağdan ileri düşündüğümüz “Kültürü sızlatmadığımız” nice yıllara inşallah!