Ahmet TAŞTAN


KUTUPLAŞAN TOPLUM

Uzun zamandır “kutuplaşan bir toplum” olmaya başladık.


“Millet” özelliğini kaybedip “taraftar bireyler” olarak yaşamak  zorunda kalacağız belki de. Aslında  kavramamız gereken nokta şudur; İnsanların herhangi bir konuda doğal olarak farklı fikirlere sahip olabileceği gerçeği.

Şiddete ve terör eylemlerine dönüşmediği müddetçe, farklı fikirler ancak milletin önünü açacaktır. Birinin “yapacağız” dediğine öbürü “yaptırmam” diyorsa bu farklı fikir değil ancak zıt fikirdir. Farklı fikir; “öyle değil de böyle yapalım” cümlesi ile başlar. Bizdeki durum biraz değişik sanırım..  Biz de seven, sevdiğini “ölümüne seviyor.” Nefret ettiğinden “öldüresiye nefret ediyor” sanki. Tam bu noktada toplumda kutuplaşma sorunu ortaya çıkıyor.

Yönettiği toplumda durduk yere kutuplaşmayı isteyecek bir yönetici akıllı biri olmasa gerek. Lakin topluma dışarıdan müdahalelerle ya da farklı düşünmeyi, farklı davranmayı teröre adapte etmiş zihniyetler çok farklı yöntemleri de gözler önümüze sererler.

Toplumda kutuplaşmaya eşlik eden cümleleri söyleyip suçu da başkasına atanlar, karşı tarafa kendisini savunmaya zorluyorlar. “Toplumu kutuplaştırıyor” diye işaret ettikleri kişi ya da kişilerin, milletin birlik ve beraberliği adına söyledikleri onca sözü hatırlıyorum.

Bu hal, hakikate ve adalete aykırı bir durumdur. Toplumu kutuplaştırıyor suçlamasına muhatap kıldıkları kişilerin kendilerine cevap vermemesini istiyorlar. Biz istediğimizi söyleyelim, olaylar karşısında istediğimiz gibi yorum yapalım ama diğerleri ses çıkarmasınlar, istiyorlar.

İki yönlü bir kazanç peşindeler Yani bir iş iki maaş. Biri kendi yalan yanlış fikirlerini özgürce söyleyebilmek ve mağdur oynamak. Diğeri de rakip kabul ettikleri insanları, toplum karşısında köşeye sıkıştırmak.  Kutuplaştırıcı olmak istemeyen ve hizmet ederek milleti diri tutan zihniyet sahipleri sesini kısacak kendi kabuğuna çekilecek ve kendini ak’lamaya çalışmalarını istemiyorlar. İstenen bu.

En güzel savunma saldırıdır, mantığına sahip bir taraf  olarak yapılması gerekeni gayet iyi biliyorlar, sanırım.  Suçlamak ve mağduru oynamakla kazanacakları sananlar, ayan beyan olmuş bir sürü hakikati farklı yönden değerlendirerek  toplumun kanaatlerini yönlendirip taraftar toplamaya çalışıyorlar.

Hikayenin teması/konusu şu: “Baştaki insanı seçimle olmayacak ama yalan yanlış haberlerle toplumun gözünde alaşağı etmek. Geri kalan sadece onlarca yol-yöntem usul... 
Aslında oyun fark edilmiştir. Karşı hikaye yazanlar, temayı ortaya koymuştur: Ne olursa olsun başımızdaki  takkeyi çıkarmayacağız ve asla yedirmeyeceğiz. Dünya sahnesinde oynanmış bir tiyatroyu tekrarlamak, insanı komik duruma düşürse de “bu sefer komedi oynuyoruz” diyecekler. 

Toplumun kutuplaşması problem değildir ama çatışmanın iki unsur olarak yüreklere düşmanlık tohumlar ekilirse tehlikeli olur. Tehlikeyi bertaraf etmenin bir yolu da “kutuplaştırıyor” diye suçlayanların itibar görmemesi. Bir taraf sorumluluk makamında olanlar, her şeye bir cevap vermesi gerekir sanırım. Benim dememe gerek kalmadan makamının hakkını verip ve yetkilerini de en güzel şekilde kullanıyor.

İşaret parmağını uzatıp işte “kutuplaştıran odur” dendiği vakit savunma safındakilere düşen “Biz bu hikayeyi çok okuduk, çok izledik o filmi” diyecek bir olgunlukta ve sakinlikte olmalılar.