Ahmet TAŞTAN


NEFRET KÜLTÜRÜ

Nice zamandan beri Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı ciddi bir nefret dili oluşturulmaya çalışılıyor. Bu durumun sadece siyasi bir rakip olmasından kaynaklandığını düşünmediğimi ifade etmeliyim.


Nice zamandan beri Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı ciddi bir nefret dili oluşturulmaya çalışılıyor. Bu durumun sadece siyasi bir rakip olmasından kaynaklandığını düşünmediğimi ifade etmeliyim.

Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanını sevenler de sadece oy verdikleri için seviyor değiller. Yani sonuç itibarıyla kestirmeden bir çıkarsama yapacaksak mesele sadece bir “şahıs” meselesi değil. Zaman içinde bazı insanlar, kendini adamış olduğu davanın sembolü konumuna yükseliyorlar. Bir fikrin, bir düşüncenin, bir inancın sembolü olabiliyorlar sevenlerinin zihin ve gönül dünyalarında.

Sevenler onu ve onun temsil ettiği değerleri benimsiyorlar; nefret edenler, ondan ve onun temsil ettiği değerlerden nefret ediyorlar. Aslında biz bu anlayışı tâ Peygamber Efendimiz (sav) döneminden beri biliyor, görüyor ve anlıyoruz.

Cenab-ı Allah, Kur'an-ı Kerim'de 
(Ey Muhammed! ) Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın âyetlerini inadına inkâr ediyorlar. (Enam Suresi 33.ayet) İşte kastettiğim tam da budur. Sadece bizim kültür dünyamızda değil sanırım, bütün insanlık aleminde de mesele bu  mecrada akıp gitmiştir  tarih boyunca.
 Hakikatte hiç kimse savunduğu fikrin tam anlamıyla temsilcisi olmaz,  olamaz… (peygamberler hariç)Fakat bulunduğu konum ve taşıdığı fikir, bir müddet sonra kendi zatıyla örtüşür hale gelir. İnsan zihni çok fazla uzatmayı sevmediği için böyledir belki. Hatta biraz militanik bir zihin sahibi ise “ya hep, ya hiç” mantığıyla “ya bendensin ya da toprağın” fikrine bel bağlanıyor. Bu bağlamda değerlendirilecek başka toptancı fikirler de vardır.

Yanlış mıdır bu yaklaşım?  Bazı hassas gönüller için rahatsızlık verici bir durumdur lakin genel anlamı itibarıyla insan yapısında var olan sahiplenme dürtüsünün getirdiği sonuçtur bu.
Sayın Cumhurbaşkanının zâtında siyaset, ekonomik ve sosyal birçok faaliyetler olumsuz olarak değerlendirilmekte ve hep kusurlar aranmakta.  En insaflısı bile “iyi, güzel, ama…”  ile başlayan cümleler kurar. Bütün bu arızalı bakış açısının altında “sevgisizlik” diyebileceğimiz bir “nefret” yatmakta.

Haykırmak lazım böylelerinin yüzüne; “bu adam size ne yaptı, hangi tavuğunuza ‘kış!’, dedi. Şimdilerde kanlı bıçaklı olduğu FETÖ’ye bile “ne istediniz de vermedik” diyebilecek kadar bu necip milletin insanlarına hizmet etmeye çalıştı, çalışıyor.

Hastaneler yaptı, yaranamadı; Karadeniz'de doğalgaz bulundu, ısınamadınız;  kilometrelerce otoban yollar açtı, gönüllerinize kavuşamadı; koca Adliye Sarayları kuruldu, kalbinizde hukuk oluşmadı; işini sağlam yaptı, size faydalı olamadı;  dünyadaki Müslüman ve Türk topluluklarına yardımcı oldu, şanımızı yüceltti, takdirinizi kazanamadı...  Pardon ama daha ne yapsın sizin taş kalplerinizi yumuşatmak için... Kör gözlerinizi açabilmek için daha ne yapsın?  İçimizdeki İslâm düşmanları tarafından ezberletilmiş cevabınız hazırdır değil mi? “İstifa etsin, gitsin…”

Sayın Cumhurbaşkanımız ne yaparsa yapsın hiç bir işe yaramayacak bunların katında.  Çünkü sanatçı zannedilen adamın biri çıkmış “Bana ödül verse, önüme paralar yığsa bile, bu akılsız milletin seçtiği Cumhurbaşkanının elinden almam” diye feryadü figan ediyor kameralar karşısında. 
Kur'an-ı Kerim'de “Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbirini sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.”  (Ali İmran 118. ayet)
Ferman-ı ilahisi öteleri görmek isteyenlere derin manayı işaret eder. Gerçekten nefretlerini her vesileyle dar düşünen zihinlere şırınga ediyorlar. Bir vakitler, sanatçı diye ekranlarda severek izlediğimiz kişiler, şimdi birer millitanik dilleri ile nefret açıyorlar.
Sayın Cumhurbaşkanını savunmak elbette ki bir takım değerleri savunmak demektir bana göre. Sadece onu savunmak mı? Osmanlı'yı savunmak, II. Abdülhamid'i savunmak da aynı manaya gelir. Hatta TRT’yi bile savunmak o manaya hizmet etmektir. 
Büyükler güzel söylemiş: “Kişi sevdiğinin köpeğini bile sever..” Bunun tersi de gerçek tabii. Nefret eden de her şeyiyle nefret ediyor. Bir Ebu Cehil inadı, bir Ebu Cehil körlüğü, bir Ebu Cehil reddiyesi, bir Ebu Cehil nefreti ortalığı kasıp kavurmakta…
Lakin sevenler, destek verenler, yardımcı olanlar yani biz, şimdi daha dikkatli, daha bilinçli ve daha  çok nefret kültüründen uzak olmamız temennisiyle...