Ahmet TAŞTAN


“OLMASAYDI OLMAZDIK” MI?

Tarihi boyutunu bir yana bırakırsak yoğun bir duygusallıkla telaffuz edildiği kesin olan bu cümleyi yaşadığımız memlekette kimlerin, kim hakkında kullandığını biliyor varsayımı üzerinden düşünmek istiyorum.


Tarihi boyutunu bir yana bırakırsak yoğun bir duygusallıkla telaffuz edildiği kesin olan bu cümleyi yaşadığımız memlekette kimlerin, kim hakkında kullandığını biliyor varsayımı üzerinden düşünmek istiyorum. Yine de merak edersiniz değil mi “kimler” ifadesini niçin açıklamadığımı? Soru zamirini işaret zamiri gibi  kullanıldığım “kim” kelimesi ile kimi kastettiğimi merak eder durursunuz. Olsun biraz merak okutur yazımızı.


Korktu, çekindi demeyin, hatta avamî ifadeyle tırstı ve benzeri suçlamalarını hiç kabul etmem. Çünkü gerek yok buna. Zira konu bir cesaret meselesi değil. 
Bazen elinizdeki nesnenin/şeyin hangi maddeden yapıldığı kadar hangi amaçla yapıldığı konuşulur. Dolayısıyla bir meseleye, bir kavrama değişik açılardan yaklaşılabilir diye düşünüyorum. Bu açıklamayla maksadımı anlatabildim mi bilmiyorum. Böylece bir engelli bir eşiği aşabildik sanırım. 


Evvela bu ifadeyi  (olmasaydın olmazdık ifadesini) hangi ismin veya hangi resmin altına yazarsak yazalım mevcudiyetimizin/varlığımızın sebebine işaret etmiş oluruz, tabi mecazi anlamda. Zira Rahmân seni, beni yaratmak istediğinde “kün/ol” der o kadar. Yani “olmazdık” diyemeyiz çünkü Rabbimiz “ol” demiş. Bu olma sürecinde anne baba bile sadece bir vasıtadır. Emir, büyük yerden, yücelerden çok yükseklerden gelmiş. Senin varlık sebebin, birinin, seni-beni-memleketi kurtarması değil. Bugün bu  noktada olmamızın hakiki/gerçek sebebi anlattığım sebeptir. Herkes o sebebe bağlıdır. Lakin bu söz ile kast edileni anlamıyorum değilim. Bu sözü, şu manada: “Evet, bu halimiz de olmazdık” demek istiyor belki. Lâkin içinde bulunduğumuz halimiz de eski halimiz değil ki. Zaman her şeyi değiştiriyor. Ayrıca yokluğu hem bedenlerinin toprak olmasıyla idrak edecek  olanlar, şu anda zaten yoklar. İstiklâl Savaşı'nda vuruşanlar, önden gidenler, şehit oldular toprağın kara bağrında misafirdirler. 


“Olmasaydı olmazdık...”


Hakikaten olduk mu? Bu hal, bu tavır, bu tutumla biz, biz miyiz? “Düşmana benzediğimiz zaman savaşı kaybetmişsinizdir”  der ya Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç. “Biz olalım dedikçe büyük değişimler geçirdik. Bizi, biz yapan değerlerimiz ile Hristiyan Avrupa'dan ayıran, Müslüman Türk kimliğimizdir. Eğer bu kimlikten vazgeçip savaştığımız batılı devletler gibi, gavur bildiğimiz ecnebiler gibi hayat süreceksek “olmazdık” kelimesi kastettiğimiz mana şablonuna uymuyor. 
“Olmasaydık olmazdık” ibaresi azınlıklar üretmişse.  Azınlık kelimesini kullandım diye kendimi hala Osmanlı zamanda hissetmiş olur muyum? Zannetmem sadece kültürel etkileşim ya da alışkanlık.  Müslüman Türk milleti mensubu değil de vatandaşımız olan ve emniyet içinde yaşayan Ermeni, Rum, ve benzeri vatandaşlar kullanıyorsa işin rengi daha farklı olur. 


Hatta laikliğin tanımı olan cümle şudur. “Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.” Gazi'nin dilinden bu ifadeleri duyunca tekrar derin düşüncelere dalmaz  mısınız?


Şimdi tüm anlattıkların bir kenara bırakınız. Bu ve buna benzer ifadeler, muhatabına karşı “büyük bir minnettarlık” duyulduğu için telaffuz ediliyor. Onunla kendisi arasında nasıl bir ilişki olduğunun nasıl bir bağlantı olduğunun beyanı için.  Belki de mecazi lakin hakikaten mübalağa makamında telaffuz ediliyor. Her şeyin ve varlığımızın tek sebebi Allah’tır. Hakikat budur. Daha evvel beyan ettiğimiz gibi, birilerinin uydurduğu (denk getirme anlamında kullanılmıştır. Gerçi uydurmuş ama uymamış ama bu ifadeyi) farklı açılardan değerlendirdiğimizde, yanlışları/ kusurları ile birlikte yüceltilen ki “Ben sizden biriyim” diyen biri hakkında kurulmuş bu haddi aşan söz, baskı unsuru olarak kullanılmıştır, kullanılmaktadır. Yaşadığı zamanda bile mevcut olmayan bu söz ve benzerleri neden hep beni rahatsız eder bilemiyorum. 


Çanakkale'de “Savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar yerimize başkaları gelir” diye haykırmış biri kendi yerine başkalarının olabileceğini, gelebileceğin söylerken, bazılarına ne oluyor? Belki de onun arkasına geçip yürütüyorlardır gemilerini. Demek ki bazıları gemisini yürüten kaptanlığa soyunmuş. Bazen abartılar, bazı ruhlar da rahatsızlık oluşturuyor.  Mübalağa konu olanlar hak etmediklerini söyleseler bile “ya bendensin ya da düşmandan” “ya sev ya terk et” çizgisinde anlaşılıyor. 


Olmasaydı da olurduk ama nasıl olurduk? Bilemem. Nasıl olurduk sorusu herkesin kendi kültürel birikimleri ile ilgilidir artık. O tarafında siz düşünün gari. 
Son not, bu vatan için, bu millet için en ufak gayret ve çaba sarf edenlere yeni nesiller minnettardır.