Ahmet TAŞTAN


ÖYLE BİR GENÇLİK Kİ ?

Tanıdık bir delikanlıydı "dinden soğumasın diye" elimden geleni yaptım. Beş vakit namazını kılmıyordu, hiç uyarmadım, üzülürse dinden soğurdu. 


Tanıdık bir delikanlıydı "dinden soğumasın diye" elimden geleni yaptım. Beş vakit namazını kılmıyordu, hiç uyarmadım, üzülürse dinden soğurdu. 
Yine tanıdığım biri genç kız vardı. "Kızımın gösterdiği kefen bezine mahrem" dizelerimde Üstad Necip Fazıl'ın tarifine uygun kıyafetiyle fırlamış sokağa, tramvay arabasına binmiş gibiydi. "Herkes istediğini giyinsin" cümlesinin üstüne basa basa "evet, herkes giyinsin" diyordum ya... Hani insan bedenine uygun şekilde dikilmiş kıyafetlerin hep kısasını, dapdarını ve şeffaf olanı giyerdi. Onu da uyarmadım, dinden soğumasın diye. 


Yeni nesiller tanıdım. Dünya ve ahiretine faydası olmayan birçok işin başında saatlerini geçirip de Allah'ın kitabına hayatlarında ayırmaya vakit bulamayan. "Hadi buyrun biraz da Kur'an-ı Kerim okuyun, sizi yaratan Rabbinizin ne demek istediğini anlayın, diyemedim hiç, dinden soğumasınlar diye... 
İnandığını söyleyip de Allah'ın sözlerinin şahsî hayatında hiç değeri olmayan, inkar ve ikrar zıtlığında ahenk(!) yakalayan zihinler gördüm.
Ben insanlar "dinden soğumasınlar diye" ne gayretler gösterdim. Katlandığım onca fedakarlık şimdi boşa mı gidecek? İnsanlar "dinden soğumasın diye" açtırma kutuyu söyletme kötüyü cümlesine sığınarak yüzüme vuracaklar diye hep sustum. 


Kalpleri İslam'a ısındırılacak insanlar "dinden sormasınlar diye" hep başka şeyler anlattım. Lafı hep dolandırdım. 
Onların günah içeriklerini gördükçe bağrıma taş bastım, dudaklarıma kilit vurup sustum, yetmedi yüzümü çevirdim, sırtımı döndüm "onlar dinden soğumasınlar diye..."


İslam dinini tebliğ eden peygamberimin tebliğ yaparken, dinin hakikatlerini  duyururken çektiği sıkıntıyı, ben susarak çekmeye başladım "gençler dinden soğumasın diye...!


Onları rahatsız etmemek için atmadığım takla kalmadı, aramadığım sebep-bahane kalmadı onlar "dinden soğumasın diye..." 
Bir gün rüyamda cehennem alevleri arasında gördüm kendimi. Bedenimin her tarafı, "cehennemden dünyaya bir kor düşse bütün dünyayı kavurdu" hadisinde buyurulan  o kızgın ateşlerle  dağlanıyordu. 


Bir ölünün susması gibi sustum, bir cesedin bakışı gibi soluk soluk baktım ve içimde yanardağlar inşa ettim insanlar dinden solmasın diye. 
Bir türlü bilemedim dine değer vermeyen insanların dinden nasıl soğuduğunu kavrayamadım. 


Bunları bir mecliste anlatırken uzaktan aşina olduğum bir delikanlı: "Hacı abi, sen öyle söylüyorsun ama yanıldığım bir nokta var. Bu din herhangi birinin tekelindeki bir  din değil. Allah'ın dini. Hem biz Kur'an-ı Kerim'de okuduk ki "Allah'a söz veren öyle eller vardır ki Allah yolunda şehid oldular ve bazılarıda şehid oayi beklemektedirler. Ahidlerinden/ sözlerimden asla vazgeçmediler." 


Bazı gençler inandıkları dinin kurallarını yaşamayı her şartta kabul ettiler. Öyle dinden soğumak öyle dinden uzaklaşmak lafları onları üzerine hiç uymaz. 
Hacı abi, belki de sen babalarından miras kalmış bir dine inanan ve  ben de müslümanım, diyen insanlarla tanıştın. Onları biz de çevremizde görüyoruz. Böyle konular konuşulduğunda mangalda kül bırakmazlar ama samimi bir şekilde amel etmeye geldiğinde binbir bahanenin arkasına saklanırlar. 
Sen, tatlı canını üzme Hacı abi, Allah nurunu tamamlayacaktır. Şunu da unutma ki dinden soğuyanlar -Allah muhafaza- yarın ahirette cehennem ateşi ile ısınırlar. 


Delikanlının muhabbeti gönlüme su serpti böyle de gençler var şükürler olsun, demekten kendimi alamadım.