Ahmet TAŞTAN


SOFRADAKİ CUMHURBAŞKANI

Sofrada oturup yemek yiyen, milletinin dertlerini dinleyen Sayın Cumhurbaşkanımız hakkında yazmalı ve tarihe not düşmeliyim. “Çok sıradan tabii... Yapacak tabii… Ne var ki bunda bu kadar büyütecek” diye anti-propaganda konusu yapanlara karşı bu farkındalığı ortaya koymak zorundayım.


Çünkü daha önceki cumhurbaşkanlarında görmediğimiz bir takım özellikleri kendi şahsında gördüğümüz bundan da ziyadesiyle memnun olduğumuzu tekraren ifade etmeliyim. Bazıları bu fotoğrafı sıradanmış gibi zikredip küçük düşürmeye çalışsalar da misafiri olduğu ev sahibinin gönülleri nasıl coştuğunu, nasıl gururlandığını ve onur duyduklarını anlatmaya kelimeler yetmez herhalde.

Sıradan bir vatandaşın evine misafir olan Cumhurbaşkanım benim de evime misafir olma ihtimalini  bir kez daha hissettirmiştir. Hem o vatandaşın veya vatandaşlarımızın evine gitmiş olması benim evime gelmiş gibi hissettiriyor bana. Özellikle imkanı iyi olmayan aileleri tercih ettiğini  öğrenmiştim  vaktiyle.  Halkıyla iç içe, aynen onlar gibi yaşayabilen bir cumhurbaşkanı, toplumun gerçek önderi olduğunu göstermiştir  bana göre.

Bazı kendini bilmezler ya da kendine yakıştıramayanlar, bu davranışlardan rahatsız olurlar. Lakin bence cumhurbaşkanımızı evvelden tanıdığımızdan dolayı bu tür davranışlarıyla insanların gönüllerini fethetmesi  bir geleneğidir. Oy kaygısı gütmeden  hem de.  Onun zihin dünyası ve gönül  iklimi politik kaygılar  güden ve bazı sonradan görmeciler gibi değildir.   karşısında heyecanlanan bir insana Mekke'de kuru ekmek yiyen bir annenin oğlu olduğunu söyleyen Peygamberin (sav) ümmetinden olduğunu  asla unutmaz.

Zaten bu millet, onun samimiyetine inandığından dolayı böyle sımsıkı bağlanıyorlar ve onu candan seviyor. Biz olayı küçük göstermeye çalışanların zihniyetini ve niyetini de  anlıyoruz. Atalardan kalma bir söz vardır durumu açıklayan: “Kedi, ulaşamadığı ete, mundar dermiş.”

Halbuki ülkemizde fakir fukara mı yok!  Halbuki memlekette kapısı çalınacak muhtaçlar mı tükendi! Üzerinden siyaset yapıp oy devşirmeye çalışanlar bir günlüğüne, onlarla beraber olabilirler iftar sofralarında.  Lakin oruç tuttuğundan bile şüphe duyduğumuz ya da masalarında sarhoş edici içecekler bulunan insanların bu tür davranışlar sergilemesi olsa olsa bir fotoğraf karesi içindir veya kısa bir video kaydı için olur.

Bir vatandaşın evini iftar vakti ziyaret edip onlar gibi yer sofrasına oturup iftar açmak kısa bir zaman dilimi için belki mümkün olabilir ama bir ömür böyle davranışı kendine prensip edinmiş bir liderden bahsettiğimize dikkatinizi çekerim. Daha önce okuduğum bir yazıda gece on iki olunca “Hadi Emine hazırlan, gidelim!” demiş ve Ankara Gölbaşı'nda yaşlı insanları, altı ahır olan evinde ziyaret etmişti.

Yaşlı adam: “Sen o musun?” diye sormuş. Muhtemel ki cumhurbaşkanının geleceği kendisine söylenmişti. “Evet, ben o’yum” cevabını almış sonra da “nene bir çay demle de içelim” deyip muhabbete başlamış. Hatta o yazıda korumalar ahır kokusundan burunların deliğini tıkarken cumhurbaşkanı çok rahat bir şekilde çıkmış merdivenleri, selam vermiş ev halkına. (Belki o zamanlar cumhurbaşkanı değildi.)

Böyle sıradan şeylermiş gibi gelen hareketler, millet olarak bizi çok eklemekte. Bir devlet büyüğünün insan tarafına, merhamet tarafına, sabır tarafına işaret eden bu güzel ziyaretler inanıyorum ki gençler tarafından da takdir görecektir. Onlar da bu davranışların hakkını verecektir.

Her zaman derim ki; siyasetle uğraşmak çok zordur.  Evdeki çocukların kahrını çekemeyen ve bir aileyi dahi çeviremeyen bazıları, koskoca devleti, bunca zamandır yöneten insanlara karşı olur olmaz söz söylemesi olacak şey değil.
Son olarak söylenmesi gereken şey şudur: Kimde ve nerede iyilik görürsek, eşitlik ve adalet kokuları alırsak hemen onu karalamak, yok etmek, küçük görmek yerine saygıyla içten bir “helal olsun” demektir.