Ahmet TAŞTAN


VAV HARFİNİN GÖZÜNDEN BURSA

Ak saçlarını, beyaz kemik bir tarakla tarayıp geriye yaslanmış Uludağ, Marmara’ya kıyılarına ulaşan yeşil uzun eteklerini salmış ovaya, adı Bursa…


VAV HARFİNİN GÖZÜNDEN BURSA

Ak saçlarını, beyaz kemik bir tarakla tarayıp geriye yaslanmış Uludağ, Marmara’ya kıyılarına ulaşan yeşil uzun eteklerini salmış ovaya, adı Bursa…Yirmi sütunlu Ulu Cami'de, müezzin mahfilinin merdivenine sırtını dayamış hayran hayran seyrediyorsunuz önünde Hızır’ın namaz kıldığı rivayet edilen vav   harfini.

İnsanın ana rahmi hayatının remz edildiği vav   harfi, şimdi size bir anahtar deliği gibi görünüyordur. İki gözlü he    varken vav   harfinin bir gözünden Bursa'yı izliyorsunuz farz edin. Yüce dağın bir yamacından öbürüne nazar edin. Tanzimat tiyatrosunun inşa eden Ahmet Vefik Paşa’nın önünden ağır adımlarla ilerlesin      nazarlarınız. Yeşilin kalbini okumak için tarih kokan müzeye dönsün yüzünüz.

Sahi kaçtı Bursa’nın tevellüdü? Tarihin tozlu sahifelerini ve şehrin hülâsası birikmiştir Kent  Müzesi’ne uğrayın. Yerdeki okları takip edip üst kata çıkarken merdivenlerin yan duvarında not düşülmüş o muazzam dizenin gönlünüze işlediğini hissedin: “Kendini çıkar aradan. Geriye kalır Yaradan.”

Müzenin her odasına meskûn tarihin şahitleri ağır ağır geri çekilir ve bu mısralar sizi Bursa'nın ruhuna ulaştırır. Emir Sultan, Geyikli Baba, İsmail Hakkı Bursevi, Molla Fenari…Ve işte evliyalar şehri Bursa…

Yeryüzünün şehadet parmakları misali göğe doğru uzanmış minarelerinin dibinde secde etmişçesine serpilmiş kubbeleri, selâtin camileri; Hüdavendigar, Yeşil, Yıldırım, Ulu Camii, Orhan Camii..

Heykelin önünden Setbaşına doğru akıp     gitmeye başladığınızda hayalinizi süsler yeni bir dönemin izi, Yeşil Türbe…Tam o tarafa yönelecekken önünüzü keser bahçe içindeki uzun taş bina; Türk İslam Eserleri Müzesi...Ziyaretçisi yokmuşçasına el pençe sessiz ve sakince karşılar sizi. Mis kokulu ıhlamurun gölgesinden geçersiniz tarihin taş kutusuna.

“Ne göreceğim acaba?” sorusu eşliğinde meraklı bakışlarınız kilitlenir kanatlarını açmış bekleyen Kur'an-ı Kerim’e. Hattına, harflerine, kâğıdına, cildine, tertibine takılır, bir dönemin bütün ağırlığını gönlünüzünde hissedersiniz.

Yüreğinizle veda eder, bedeninizle ayrılırsınız oradan. Şimdi Yeşil Camiyi sol kol üzerinde bırakır, ipeksi yollardan Emir Sultan Dergâhına varırsınız. Bir evliya, bir yol adamı, bir gönül dostu, bir mimar havuzlu bahçesinin kıyısında bekler sizi. Edeple çıkarsınız Fatihalar eşliğinde. Sonra eda edersiniz tahiyyetü'l mescit namazını hat sanatlarının biçimlenmiş ışığında.

Ayaklar yorulmuştur ama gönül her daim   arzular. Bursa, bu kadar mıdır?  Belki Emir Sultan Türbesi'nin iki adım ötesinde Bursa’nın ses güneşi Zeki Müren gurup eylemiştir makberine.                                          

Avlusundan aşağılara bakarsınız, ovaya… Hemen ilerideki tepecik üzerinde kurulmuş Yıldırım Camisi ve   yanındaki şifahanesi…Belki orayı görmek hatta orada olmak istersiniz. Bir vakit-i Huzurda lahuti sesin ardında durmak geçer içinizden.

Geriye dönersiniz. Sağlı sollu dükkanları ile dünyanın nadir köprülerinden birini görür ve hayret içinde izlersiniz Irgandı Köprüsünü. Bakışınızı kaldırdığınızda üzerine bastığınız dünya küresini andıran Panorama 1326'yı görürsünüz aşağıda.

Halil İnalcık Hoca karşılar sizi Bursa fethinin özetlendiği o kubbenin altında. Bizanslıların gidişini, Orhan Gazi’nin otağını, pazar yerini, şeftali ağaçlarının pespembe çiçeklerini ve bahar mevsimini yaşarsınız kuş cıvıltıları arasında, gözünüz gönlünü açılır. Bu dev yuvarlakta, tarihi inşa edenler misali, bir geleneği, bir güzelliği, güler yüzle bin bir çeşit insana takdim eden esnafın arasında gezer, tebessüm eder, selamlaşırsınız sanki.

Sonra Ulu Cami'nin öbür tarafına geçersiniz. “Edep Ya Hu” diyen Bursa’nın manevi mimarı  Üftade Hazretleri'ni edeple selamlarsınız. Şehrin kalesinin önünden Tophane'ye varır, Orhan Gazi ve Osman Gazi'nin türbelerinde Fatihalar okursunuz. O dem canınız, ulu çınarların gölgesinde   sıcak bir bardak çaya ihtiyaç duyar

Bitmek üzere olan çayınızı yudumlarken     bakışlarınız ovayı selamlar. Tüm tarihi ve coğrafi dokusuyla Bursa, sağınızda ya da solunuzda  veyahut ayaklarınızın altında öylece akıp gitmektedir. Ahmet Hamdi Tanpınar’dan “Bursa’da     Zaman”ı dinlerken yakındaki dergâhta üflenen ney’in açıklı nağmelerini yudumlarsın.

Yol biter mi?        Bitmez…Kendi halinizi düşünüp mahcup olursunuz. İmdi gönlünüz mest olurken Bursa   kucaklar sizi...