Ahmet TAŞTAN


VİCDANSIZ SAVAŞ, ORMAN YANGINLARI

İlk defa böyle bir savaşla karşı karşıyayız...


Bir toprağın akciğerlerini söküp kapkara bir zihniyeti orta yere bıraktılar. Bağrı yanık analar gibi bağrı yanık bir vatan parçası... Cennet vatanın dört bir köşesinde bu vahim ve vahşi davranışı gerçekleştirenler, ne insanlığa sığar bir yürekleri ne de mevcudâta yakışır bir vicdan taşımaktadırlar.

Demek ki içindeki kinleri ve nefretleri bu kadar büyük. İnanıyorum ki bu kadar ateş onların içindeki kini söndürmeye yetmemiştir yetmeyecektir. Kim bilir hangi kötü niyetleri kara bağırlarında  taşımaktadır ve vakti geldiğince uygulamaktan çekilmeyecek lerdir. Hadi onlar zalim, hadi onlar kötü, hadi onlar şerefsiz; ya onların ekmeğine yağ sürenler, söndürmek için çaba sarf edenler için ileri geri konuşanlar.

Bir vicdanı kör eden böyle bir kötülük ne bir toprağa, ne bir canlıya ne de bir insana yapılabilir. Farkındaysanız çıkan orman yangınlarını havanın sıcak oluşuna  yormuyoruz. Parça parça oluşan yangınların mutlaka bir ateşleyeni vardır diye düşünüyoruz. Bu “belden aşağı vurmak” denilen tabirin savaştaki yansımasıdır. Kendini dumanların arasına gizlemiş olan zihniyetin, dumanlar dağıldıktan sonra ne yapacağını çok merak ediyorum. Lakin kafası dumanlı insanların bazı hakikatleri görmeyeceğini de biliyorum.

Yangını söndürmek için gayret sarf edenler, bu milleti seven, vazifesini yerine getiren insanlardır. Hem vazife kutsal hem de insanlık hâlâ vicdan taşımakta.

Bir milleti çöktürmenin, bir devlet yönetimini ele geçirmenin derdindeler. Bunu her kim yapıyorsa, ister üst akıl densin, isterse çamur akıl densin kendi cehennemlerini hazırlıyorlar.  

“Münafıklara ‘yeryüzünde fesat çıkarmayın!’ dediğin zaman, onlar ‘biz ıslah edicileriz' derler” diye buyuran  ayet-i kerime burada kendini hissettiriyor.  İnsanlığa özgürlük, demokrasi, insan hakları taşımaya çalışan zavallıların, kendilerinin bu kavramlardan gram nasibi olmadıkları ortada.

Yeryüzünü yaratan Allah, tabiatı, kuşları, denizi, dağları yaratan Allah onları ehlileştirmek ve onu imar etmek üzere tüm kullarının emrine vermiştir. İman eden kullar, tabiatla savaşmazlar, tabiatı tahrip etmezler. Bunu düşünmezler bile.

“Yaratılanı sevdim, yaratandan ötürü” diyen Yunus Emre, iman ışığının yeryüzüne nasıl yansıyacağını haber vermiş. Lakin küresel sistem her daim tüm insanlığın başına sorun üretmekte kendisinin ve kölelerinin menfaatini her şeyin üstünde görmekte...

Modern Çağdaş zihniyetli insanların yapmak istediğine dikkat ederseniz firavunî bir zihniyetin yansımalarını görürsünüz. Firavun tebaasına “ben sizin en büyük rabbiniz, değil miyim” demişti hani. Nemrut da “ben de öldürür ve diriltirim” demiş ve bir esiri öldürtüp diğerini serbest bırakmıştı.”

Bu ayeti kerimelerden yola çıkarak varacağımız nokta: Rabbimizin “kün” emri ile inşa ettiği tabiatı tahrip eden zihniyetin düşünce derinliklerinde “ben yeryüzünün hakimiyim, benden büyük yok anlayışı yatmaktadır sanki.

Bir gün ölecek ve hesap vermek üzere Allah’ın huzuruna gittikleri zaman cehennemin dibini boylatacak hüküm yüzlerine karşı okunacaktır. Ve masum insanlar Allah’ın ne kadar adil olduğunu o gün görecektir. Elinden bir şey gelmeyen kişiler, biraz daha gayret etmeli. Hz İbrahim'i yakmak üzere hazırlanmış, ateşlere, su taşıyan karınca misali, tavır takılmalı ve tarafımız belli olsun demelidir.

“İnsan, düşüncesi kadardır.’ cümlesinden yola çıkarak orman yangınlarından söndürmeye çalışanların, bunca gayreti bunca çabayı görmeyip, o çalışanlara acıyormuşcasına “şöyle olsaydı, böyle olsaydı” gibi varsayımlarla hareket edip insanların sinirlendiren cümleler kurmuyolar mı? Yazıklar olsun diyesimiz geliyor.

Tabii , Allah tarafından olunca Müslüman Türk halkı, “vardır bunda bir hikmet” deyip sükunete kavuşur ve isyan etmez. Karadenizdeki sel felaketleri gibi. Lakin bu orman yangınları, birileri tarafından ateşlenmiş olduğu fikri sebebiyle kızgınlık oluşturuyor.

Lakin milletin çözüleceğini, hükümetin de istifa edeceğini, sayın cumhurbaşkınının görevi bırakıp kaçacağını tahmin edenler büyük bir hüsrana gark olacaklardır. Müslüman Türk milleti, tarihteki şanlı yerini alacak ve başta din devlet düşmanlarına gereken hesabı soracaktır.