Asgari ücretin Türk parasıyla yaklaşık 100 bin lira olduğu Almanya ile asgari ücretin 28 bin lira olduğu ülkemiz arasında, bazı ürünleri karşılaştıran fiyat tablosu beni şaşırtmadı.
Yurt dışında yaşayan veya ziyaret amacıyla Avrupa’ya giden dostlar, fiyatların Türkiye’den pahalı olduğunu söylüyordu çünkü.
Düşünün Euro’nun Türk lirasından 50 kat daha değerli olduğu Avrupa ülkelerinde, kırmızı et, peynir, çay Türkiye’den ucuz.
Hani Türkiye hayvancılık ülkesiydi, hani çaydan bol bir şey yoktu?
İşte rakamlar…
Kuşkusuz yanlış ekonomi politikalarıyla, yanlış tarım politikalarının kaçınılmaz sonucudur yaşadıklarımız.
Ancak restoranların yangın yerine dönüşmesinin gerekçesi,
dizginlenemeyen gıda enflasyonu olamaz.
Evet maalesef ülkemizde gıdanın maliyeti yüksek ama restoranlardaki fiyatların gemi azıya alması, fırsatçılıktan başka bir şey değil.
Sosyal medyada mutlaka önünüze düşmüştür…
Elazığlı bir esnaf, kebabın, lahmacunun maliyetini açıklayarak, çoğu esnafın yüzde 300, 400’lere varan kar oranıyla müşterisini kazıkladığını gösteren videolar çekiyor.
Örneğin, harcına 30 gram kıyma konulan lahmacun Bursa’da 150 ile 200 lira fiyat aralığında satılıyor ya da sıradan bir öğle yemeğinin faturası 500 liradan aşağı değil.
Peki bu kadar pahalı satılan yemeklerin kalitesi nasıl?
Çok iyi demek isterdim ama maalesef birçok restoranın kötü, çok kötü.
Restoran sahipleri pahalı sattıkları yemeklerde maliyeti düşürmek için kaliteden ödün veriyor, malzemeden çalıyor.
Bizzat tanık oldum, Bursa’daki ünlü bir restoran, lahmacun harcına bulgur koymuş.
Yani normal şartlarda bile yüzde 400 kazandığı ‘milli pizza’mızın içine bulgur karıştırmış.
Piyasa ekonomisinin olduğu ülkemizde fahiş fiyatla satış yapan esnafın denetlenmesini savunmuyorum.
Ancak, vatandaşa yolunacak kaz muamelesi yapan restoran sahiplerine dur deme vakti gelmedi mi?
Bunun için tek yok var.
Hiç kimse dışarıda yemek yemesin.
Yani tüketiciler örgütlensin ve boykot uygulasın!